14 Ağustos 2016 Pazar

!!!.......


"Kur’an-ı Kerîm’in nâzil oluşu Allah katında değer arayanlara sunulmuş bir imkândır. Kur’an bir şiirdir diyenler bu imkânı küçümsemiş, Kur’an esatir-i evvelîndir diyenler bu imkâna husumetini belli etmiş olur. Her Müslüman tahsil hayatını “rabbim Allah, kitabım Kur’an” diyerek tamamlamış olur. Aramızdan bu “rabbim Allah, kitabım Kur’an” müfredatı uyarınca yüksek tahsil yapmış olanları büyüklerimiz biliriz. 93 Harbinde askerlik yapmış her iki dedemin de büyüğüm olduğunu ben biliyorum. İstiklâl Harbi’ni verenler ya 93 Harbi mağdurları yahut onların oğullarıydı. Gözleri kendi gözleriydi, gözlerini gâvurdan ödünç almamışlardı. Kiralık ruh, veresiye hayat bahsi kapanmadıkça Türk tavrıyla bağ kuramayacağız. Hiç kimse halis adamların 1918’de başlattıkları İstiklâl Harbi’ne Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almağa niyetlenenleri ayaklar altına almadıkça devam edemez. Bunu bir şair söylüyor. Şairden başkası bunu söyleme gücüne sahip değil."

(İsmet Özel, 18 Ocak 2017)

11 Ağustos 2016 Perşembe

"EMİN OLUN(A)MAYAN İMANSIZ, AHDE VEFASI OLMAYAN DİNSİZ"; "Bu millet!" dediğin "İMANLI-TÜRK" ise sen "KİMSİN, NESİN, NECİSİN?" -1-


Türk aleyhine dünyanın her yerinde, her kilometre karesinde dolap döndürülüyor. Dolabın dönmesinden duyulan memnuniyet hem dolabı döndürenlere aittir, hem de dolap 'dingiliyle' birlikte ve kendi etrafında fırıldak gibi dönen 'ahmak sürüsü'ne. "TÜRKLER KENDİ BAŞLARINA NE GELDİĞİNDEN HABERDAR MIDIRLAR? TÜRK ALEYHİNE DOLAP ÇEVİRENLERİN HANGİ NAMUSSUZLAR OLDUĞUNU BİLİYORLAR MI?" Başkalarını bilmem; ama bir Türk, kalın bir Türk olarak ben biliyorum: Mahut namussuz makulesi kampının bir yanını kendileri "sahip" denilerek çağırılanlar, yani yer kürenin hegemon sahipleri dolduruyor. Kampın daha geniş diğer yanında ise hegemonyanın "salikleri" var. Dolap fırdolayı dönüyor. Döndükçe hızını artırıyor.

Dönme dolap  dönmeyecek ve dönüşü hızlanmayacak olursa sahipler yerlerini terk etmeye zorlanacak ve bu yüzden artık kendilerine sahip denilmeyecek. Dolap dönmediği takdirde salikler(münafıkun) güruhu da etiketten mahrum bırakılacak. Çünkü sahipler modernliği saliklere cici bildirdi. Haslık çeşmesini kurutan zihin kontrolü faaliyetine 'tahsil hayatı' deniyor. Sahipler modern eğitim vasıtasıyla gariban saliklere diploma adıyla birer bilet kesmekle kalmadı, bir de her birinin üzerine Dünya Sistemi nezdinde muteber olduklarını temin gayesiyle birer 'etiket' yapıştırdı. Ömürlerini kampta tüketenlerin hepsi hayatlarının tadına içlerine salınmış bulunan "etiketsiz kalma(hesaba katılmama)" korkusuyla varıyor. Onlar ne kadar korkuyorlarsa dolap o kadar gıcırtısız dönüyor. 

Seferberlik dedikleri faaliyetten bekledikleri hiçbir sonucu elde edememelerine rağmen Türkler kendi aralarından "MELEKLERİN YARDIMINA İNANAN" kısmı öne çıkararak bütün hesapları bozdu. Dünya Sistemi dört işlemli hesabını "Sakarya Meydan Muharebesi" akabinde yeniden yaptı. Sistemin lortları hesaplarının bir daha bozulmasına fırsat vermemek kastıyla 100 senedir arzın sathında Meleklerin yardımına inanan Türklerden bir tane bile bırakmama çabasına dalmış durumda. 

Türkler kendi bileklerinin gücüne değil, meleklerin yardımına iman edenler idi. 1916'ncı Hıristiyan yılında Mekke kalesinden Türk bayrağını indirenler ise Meleklerin değil müttefiklerin yardımına güvenmişlerdi. Dünyanın bugün aldığı şekli işaret edip güvenlerinde ne kadar haklı oldukları iddiasıyla kendilerini avutuyorlar. "Domuzdan post olmaz" diyenleri bid'at ve hurafe ehli sayıp servetlerini her gün biraz daha müttefiklerin müttefiki olmaktan edindiler. Bu minval üzere sebeplerdendir ki Türk üstünlüğünün kabul görmediği sahaların tamamında İslamın neye taalluk ettiği gayr-i Müslim otoritelerin insafına terk edildi. Yine aynı sebepten ötürüdür ki, Hakkı dile getirenin İslam'ı kefereye beğendirmek kastıyla sözlerini tanzim edenler arasından çıkmasının mümkün olamayacağını anlamış zevatın tamamı hem İslam'ı alenen reddedenlerin ve hem de İslam'ı gerek alenen ve gerekse üstü örtülü bir biçimde takbih edenlerin(kınayanların) kurduğu tuzağa yakalandı. Bu tuzağa düşenlerin hali acınasıdır. Çünkü bunlar İslam'ı takbih ettiği(kınadığı) halde İslam'ın mümessili kabul edilenlerin yerlerini sağlamlaştırdı. 

Neyin gerçekte ne şekilde cereyan ettiği ile neyin, kim tarafından, ne şekilde anlaşıldığı arasındaki fark Türk vatanında dünyanın her yerinde olandan ziyadedir. Bu yüzden kafası çalışanın kim olduğu her yerden ziyade Türk vatanında ehemmiyet kesp etmiştir. Sanmayın ki, Türkler kafalarını çalıştırıp bir vatana sahip çıkmışlardır. Hadise bu topraklara mahsus bir tarzda tezahür etti. Kafa çalıştırma hüneri gösterenlerin Türk olma tercihinde bulunuşları "orta yere hükmedici bir millet ve o milletin vazgeçemeyeceği bir vatan" çıkardı. Birbiriyle ne insanlar, ne de insani faaliyetleri kaynaştırılmıştı. "TOPRAĞIN RUHU VE İNSANIN KAVLİ..." Birbiriyle kaynaşan bunlardı, bu ikisiydi. Bugün "Türk İstanbul" meselesi Türk milletinin kaderinin tayininde yerine daha bir önemlisi konulamayacak tek meseledir ve fakat tecelli bizi hep hayrete düşürmüştür: Türk vatanı İstanbul'un fethinden önce doğmuştu.

Günümüzde Türk vatanından bahsetmek resmi otoritenin aleyhine bir faaliyettir. Tabiatıyla resmi otorite kendi aleyhine bu faaliyeti yasaklamıştır, yasaklayabilmiştir. Çünkü artık Türkiye'de İstiklal Harbi başlangıcında olduğu kadar bile bir "HÜKMEDİCİ MİLLET" yok. Hükmedici bir milletin varlık şartı o milletin zihinlere yani dile ve dine(lisana ve itikada) hükmediş tarzında aranmalıdır. Lisanın ve itikadın insan hayatına verdiği şekil çeşitli sebeplere bağlı olarak zarar görebilir, eğrilip bükülebilir; ama benimsenen şeyin insan hayatı olduğu her yerde ne lisanın, ne itikadın vakitlice vurduğu damgayı silmek mümkündür. Eğer insan hayatının diğer mahlukatın(cematın, nebatın, hayvanatın) hayatından bir farkı aranırsa, bu fark insanın idame-i hayat düzenini zihniyetine kenetleyişi dolayısıyla bulunacaktır. (Devam edecek - İNŞAALLAH)

"ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED"

(İsmet ÖZEL - Çelimli Çalım 11'den;)                

31 Temmuz 2016 Pazar

TÜRK VATANINI İŞGALE AÇMAK İÇİN "KAHRAMAN TÜRK ORDUMUZA" DARBE YAPAN "SOROS-PU ÇOCUKLARI" KİMMİŞ BAKAYIM?


"HİZMET EDELİM GERÇEĞE;"


Hizmet edelim gerçeğe
Ol Şahı Merdana karşı
Varalım ulu divana
Muhammed servere karşı

İki cihan seven yâri
Gönül bi vefadan farı
Sıralandı el katarı
Azmeyle didara karşı

Yürü menzile yete gör
Küfrü imana sata gör
Kadim ikrarın tuta gör
Ahd ile peymana karşı

Hakk dedim meydana geldim 
Mürşidimsin sana geldim
Ateşinle yana geldim
Şem'ası pervane karşı

Şükür Hakk ile pazarım
Hakkın kelâmın yazarım
SADIK der bahri yüzerim
O yüzden ummana karşı.

22 Temmuz 2016 Cuma

"SEYYİD'ÜL BEŞER YETEHADDESU ANİL MEHDİYY'İL-MUNTAZAR" (İnsanların Efendisi(S.A.V.) Beklenen Mehdiyyeti Haber Veriyor, Müjdeliyor)


"Mehdi" bir 'isim' değildir, "hidayete erdirilmiş, Allah(Azim eş-Şan)'ın Hakka hidayet ettiği kimse" manasına bir 'sıfat'tır. Ve bir şahıs hareketı değil, "Aziz Türk Milleti" ile müteradif bir "Ehl-i Fetanet Toplum" hareketidir. Bizim için malumdur ki, İsa(Aleyh es-Selam)'ın nuzulüne müteakip "Mehdiyyet Ordusu"na (namaz kıldırması için)imamet teklif edildiğin de; "Allah(Azim eş-Şan)'ın bu Ümmete(Millete) bir ikramı olarak bazısı bazısına 'Veli(Mevla)' kılınmıştır" kavli üzereyiz. Mehdiyyet; Rasulullah(A.S.)'ın sünnetine ve Raşid halifelerinin sünnetine sarılan kişiler olacaktır. En çok ihtiyaç duyulan bir anda çıkılacak; Sünnet diriltilecek, zulüm ortadan kaldırılacak ve adalet yayılacaktır. Haddi zatın da Aziz Türk Milletinin (hassaten)mel'un-münafıkun'a karşı tarih sahnesine çıkışı da bu mes'uliyete binaen hasıl olmuştur.

"Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz, hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir." (Ankebut-69)

"İşte Allah ve Rasulünün vaad ettiği. Şüphesiz ki Allah ve Rasulü doğru söylemiştir." (Ahzab-22)

"O'nun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz" (Sad-88)

Rasulü Ekrem efendimiz buyurdu ki; "Ümmetimden kıyamete kadar, Hakk üzere olan bir toplum daima var olacaktır. Benim sünnetime ve 'hidayete ermiş' Raşid halifelerimin yoluna uyun, onlara azı dişlerinizle(sımsıkı) sarılın, işlerin sonradan çıkanlarından(bid'atlerden) de sakının."

"İslam garip olarak başladı, başladığı hale geri dönecektir. O halde müjdeler olsun 'Guraba'ya(Gariplere)." (Müslim-kitab'ul iman)

"Guraba'ya müjdeler olsun. Onlar Benden sonra sünnetimden insanların bozdukları şeyleri düzeltenlerdir." (Tirmizi-iman)

"Onlar atalarımdır; bana onlar gibi olanları getir!
Bizler bir mecliste toplandığımızda, ey Cerir!"
   
Yine Rasulü Ekrem efendimizden bizlere ulaşan habere göre; "müslüman(olduğunu iddia eden) topluluklar bir birleriyle savaşmadıkca(yani bir birlerini boğazlamadıkca) kıyamet kopmaz" buyurmuştur. Mü'min'lerin ikinci halifesi (emir el-Mü'minin)Faruk-u Azam(R.A.)'ın kendisine süikast düzenleyenin gayr-i müslim olduğunu öğrendiğin de; "Kanımı bir Müslümanın eline bulaştırmayan Rabb'ül Alemine hamd-u senalar olsun" itikadınca ifa ettiği şükr-ü niyazı, günümüz ahir-zaman hadisatını da anlamlandırmamızı icbar eden bir 'haber-i sahih'dir. 

Bu ramazan bayramı namazı Mescid- Nebevi'de karşılaştığımız Hizb'ul Tahrir'ci(-Ürdün menşei-kurtuluş partisi) taraftarı bir kişinin anlattıkları da ibrete şayandır. Bize aktardığına göre; Ankara'dan cihatçı-islamcı müddeisi bazı kişiler işid, öso ve türkmen cephesi vb. gruplara katılmak için harekete geçtiklerin de tabi olarak; "Sizler(son tahlilde aynı milletin çocuğu, Müslümanlar olarak) nasıl bir birinizi boğazlayıp, katl edeceksiniz?" sorusunu yönelttiğimiz de her grup mutasıbı ayrı ayrı, "bizler hakk üzereyiz, onlar batıl!!!" iddiasından gayri verecek bir cevap bulamadıklarına şehadet etmiş idi. 

Şimdi de Biz soruyoruz; "Saltanat ve ikballerinin devamı, hizmet ettikleri siyonist-emperyalizmanin Türk Vatanın da sömürü planları'nın ihyası adına Müslüman Türk Çocuklarını şeytani emellerine alet eden-icbar eden, katl-olası, kahr-olası; saltanatçı-kavmiyetçi, süfyani-münafıkun kimlerdir? Ve bu 'danışıklı-Daiş'ci melain kumkuması nasıl fark edilememiştir?" Milletimizi ordusunun üzerine kalkışmaya iten, mecbur bırakan, (emperyalizma tarafından en az sorunla işgaline zemin açılan)Türk Vatanını onulmaz bir kaos ortamına mahkum eden; "(atlantik ötesi)amerikancığı müshil-keşiş oğlanları, bop-sarayın mel'un-münafık nonoşları ve (mert-gavur ayaklarına yatan)kemalist-dinsiz-donsuzlar güruhatı değil'midir?" 

Bu 'Aziz Türk Milletine'; "(domuz-çobanı döllerinin)KAHR ETMESİDİR, GADR ETMESİDİR, KAST ETMESİDİR" Şüphesiz ki hesabı (er yada geç)en ağır biçimde sorulacaktır. Bu vb. sapık-münafıkun; "Körüğün demirdeki pası eritip, söküp attığı" gibi "Medine-i Münevvere(Türk Vatanın)'dan hor-hakir ve zelil bir halde sökülüp atılacak, o murdar cisimleri (uyuz köpekler gibi)itlaf edilecektir.

"İstikamet üzere olma endişesi ile kendi din-i imanımıza taalluk eden esasları sahih olarak tespit etmek, hem kendi yerimizi bilmek, hem de kafiri olduğu yere koymamak zulmünü irtikab etmemek titizliğiyle deriz ki; İslam Davası gütmeyen, Türk Vatanı'nın Kabe'den başka "Kıble"sinin, İslam dışında bir istikbalinin olabileceğine inanan kafirin tekfiri abestir. İslamcılık numarasıyla ümmet-i Muhammed'in sırtından elde ettiği ile dünyada sefa süren, ve/veya Türk oğullarının tanassur ederek(Amerikanlaşarak) gavur elinde maskara olması için suret-i haktan görünen münafığın yeri ise Kur'anı Mübin'in de şehadetiyle "Derk-il Esfel" cehennemin dibidir." (Çelimli Çalım - 8'den;) 

"Niceleri vardır doğru sözü ayıplayan;
Hasta bir anlayıştır, onları yanıltan."

"ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED"

(17 Şevval 1437-Cuma Medine-i Münevvere) 

12 Temmuz 2016 Salı

HULUSİ PAŞA "AZİZ TÜRK MİLLETİ" HARİÇ, HERKESTEN YANA TARAF MI?

"Yalçın Küçük hesapların adamı ısrarla bu sapık-münafık, yahudi-emevici güruha 'medine-müslümanları' yakıştırması yapıyor. Ve tarihi kasden-hile ile tahrif ediyor. Aziz Türk Milletinin siyonist-emperyalizmaya karşı azim mücadelesini tahrif ve manipüle etmek istiyor. Medine-münafıkununun yahudi(kureyza-nadir-kaynuka) ile işbirliğinin Medine de 'İman sahibi Müslümanlar'a nasıl ihanet edip, düşmanlık ettiğini pekala bildiği halde bilmezden gelip, alçaklık ediyor. Küçük efendi, bu 'Aziz Millet'in kimin ne olduğunu, aslında neye hizmet ettiğini(fikr-ettiğini) kavramış olmalı ki son bir çırpınışla bop-saraydaki "namert-kafirlere" güya "mert-kafirlik" pozlarıyla destek atmaya yelteniyor. Çerkez-gürcü-abaza her türden yahudi-kavmiyetcisi, kafkas-oğlanları güruhunun 'Türk Vatanın'da nasıl bir mel'anet çevirdiği artık faş olmuştur. Kudurgan-itler gibi beyhude kıçınızı yırtmayınız!."
(12.7.2016 - Medine-i Münevvere)
 

23 Mayıs 2016 Pazartesi

"İ.M.D. DÖRDÜNCÜ OLAĞAN GENEL KURULUMUZ YAPILDI"



Hayrların ihyasına, şerlerin def'ine vesile olsun İnşaallah. Mevlamızdan, yeni yönetimin küfre karşı ayaklarını sabit-kadem kılmasını niyaz ederiz. Allah(Azim eş-Şan) sadrlarını genişletsin, sabır ve sebatlarını artırsın İnşaallah(amin-ecmain). 

Yaşar Ali - Medine-i Münevvere


23 Mart 2016 Çarşamba


Şerha şerha inşirah
kaim mi bir iklimin sathında
hatıran, hatırımı sarsın
imanım, kan ile zan altında..
müstebit tedip eder,
kasd-u fasit hattında
mirin, irin irin mürailik raksında..
salt eziyet ki meziyet ahvalim
salmışım mekarimi
vatansızdan hazzetmedim, hazzetmem
kakılmışım, havf ve reca aksında..
yetimin o kahreden bakışı
İlahi, hem vallahi billahi
gerilemem mücahade farzında..

(14 C.Ahir 1437 - Medine-i Münevvere)

25 Şubat 2016 Perşembe

"(KAHPE BİZANS) -NATOĞLANINA-"


Meşakil ilm-i hilaf'u cedel
taşlıtarlanın kopili
casino da erkete
-kerhanede peçete-
ecinni, cin mi cin
keferenin kefeni dantel
tırım tırım "yıldırıym"
"barto eziz-fenari" -koç'un g..ü kenarı-
anında ceza al(a)nına şandel 
kalk alsan ya "top-sakal"
top ki ne "top" 
'em(mi)me gömme-banyo'
aspava yakarışı dayan,
'dayın'mıy mış, dayamış mı?
perçemi jöleli entel
popo-lüks de "kafkasi pergel"
kahrolası ölçtü biçti,
nasıl da ölçtü biçti?
andaval "natoğlanı" forfoloşu
halka yapıp böğürttü,
"yalı kazuğu - bitnel.."

(Yaşar Ali - 14 C.Evvel 1437 - Medine-i Münevvere)

12 Şubat 2016 Cuma

Ofli Bel'ama İstinaden;

dünyevi kar-zarar sarmalın da 'münafık'
'ukba'ya, kazık üstüne kazık
bop-tepeye destek atar
gaye; gündem saptırır
gürcü sapığa maşuk..
kaşıkla, kepçele, kelepçele
kıç yorozdan "deyr ez-zor"
müte'necis' pisişik..
'arap bacın' kiliseye mum diker,
'yüskek-ökçe kartmazel'i kim s...r?
caiz mi, la-yecuz mu?
bir çift laf niçün etmen?
kaşarlanmış pısırık..
elinde 'vahhabi'ci kantar
tıkmış kafayı malafata,
biteviye 'apış arası' tartar..
kuru mu '(a)sosyal doku'
ula bu nasıl koku?
'mescid münavele'den lanetli,
bre müşrik mustandık
sardı mı bacayı korku?.

(Yaşar Ali - 3 C.Evvel 1437 Cuma - Medine-i Münevvere)

20 Ocak 2016 Çarşamba

"TÜRKLÜK ALLAH’A KUL OLMA KILAVUZUDUR"

-ALTIN SİLSİLE-
Peygamber-i Azam(S.A.V.)
Faruk-u Azam(R.A.)
İmam-ı Azam(Rhm.)
Müceddid-i Azam(Rhm.)
Mütefekkir-i Azam(Hfzh.)
-İSPATI AŞAN FİKİR-

“Kullanma ne demek? Arapçada istimal diyorlar. Biz kullanma diyoruz. Bunun çok açık, görünür bir sebebi var. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerimelerden birinde Allah’ın dünyayı insanlara musahhar kıldığına dair bir hüküm var. Allah dünyayı insanlara musahhar kılmıştır. Bunu nasıl tefsir etmeli sorusunun cevabı Türkçedeki ‘kullanma’ kelimesindedir. Allah dünyayı musahhar kıldığı için biz ‘kul’lanıyoruz. Kulluğu üzerimize alıyoruz. Kullanma dediğimiz şey kulluğumuzun şuurunu benimseme ve kulluğumuzun gereğini yerine getirme. Bu dünyada başka hiçbir lisanda bizim ‘kullanma’ diye çocukluğumuzda öğrendiğimiz kelimeye benzer bir yaklaşım yoktur. Kullanma dediğimiz zaman daha çok pejoratif(kötüleyici, yerici) manada kullanırız. ‘O onu kullanıyor’ veya ‘Ben kendimi kimseye kullandırmam!’ Bu güzel bir ifadedir. ‘Ben Allah’tan başkasının kulu olmam’ demektir.”

(İ.M.D. Yedinci Sene-i Devriye Konferansından; 12.Nisan.2014-ANKARA)

13 Ocak 2016 Çarşamba

Müslüman Olmak-Kalmak Senin Kimliğini Netleştirmez. Küfr Hükümranlığı O Halde Dahi Senin Yaptığın Köpekliği Kafi Saymayacaktır; "BUNU O LANETLİ AMERİKAMPUL KAFANA SOK!."


"Biz hâlâ dünyada kâfirlerin mağlup edemediği milletiz. Biz hâlâ dinimizle yaşayan bir milletiz. Bunu inkâr ile bir politika yürütmek sadece ahmaklık değildir, aynı zamanda küfürdür. Biz dinimizle varız. Türk, Müslüman olmadığı zaman Türk değildir. Aslında her Müslüman’ın önünde de Türk olup olmamak tercihi vardır; her Müslüman “Müslümanım ama aynı zamanda da Türk müyüm?” diye düşünmek mecburiyetindedir. Müslüman olmak onun kimliğini netleştirmez. Çünkü bu, Endülüs’te dejenere olmuş bir şeydir. Endülüs’te kâfirlerin ele geçirdiği topraklarda tıpkı bizim zimmilerimiz gibi yaşayan Müslümanlar vardı. Yani, kâfirler kuzeyden Müslümanlar aleyhine gittikçe ilerliyorlardı ve kâfirlerin ele geçirdiği topraklarda bazı Müslümanlar kâfirlere vergi vererek dinlerini koruyorlardı. Bu pislik bugüne kadar gelmiştir. Bugün hâlâ insanlar kâfirlerin hâkim oldukları bir dünyada Müslüman kalınabileceğini sanacak kadar yozlaşmış(münafıklaşmış) durumdadırlar. Kâfirler eğer söz sahibi ise orada Müslümanlık bahis konusu değildir. Bunu dünyaya tescil ettiren Türkler olmuştur ve bu yüzden Osmanlılar diğer gazâ beyliklerini tasfiye ederek bir devlet bütünlüğü elde edebilmişlerdir. Osmanlılar siyasî manevra kabiliyeti olan bir kadroydu. Onlar en iyi gazâ şartlarını yerine getiren unsur olarak kendilerini kabul ettirdiler ve tabi bundan da bir pay aldılar."

İsmet Özel - “YENİ KANA YASA / YENİK ANAYASA” Panelinden;
(10 ekim 2015, Ankara) 

7 Ocak 2016 Perşembe

"Münafık Gıcınlanmasına Kontra;"



"Namert gavur höykürmesi
hacı anan angela merkel.
Bir de bunun finkeli var idi,
hakikaten ne oldu lan
a b de fink atan finkel?
Mevlaya değil,
avroya, dolara açıldı el!
Nedamet getirme;
gelecek isen de
Bize illa ki nasuh tövbesi ile gel!."

(Yaşar Ali - 17 R.Evvel 1437 - Medine-i Münevvere)

17 Aralık 2015 Perşembe

"Bir insan Müslüman’ım diyorsa; Bu kimse ya -İman Sahibi-Türk’tür, ya da -Allahın belası, imansız-Münafık(Hafazanallah)"


“Türklük her zaman tarihi bir roldü; bir ırk değildi, bir kültür değildi, bir yaşam tarzı değildi. Bir tarihi rol, yani İslam bayraktarlığının, kafirle çatışmayı göze almanın tebeyyün ettirdiği (meydana çıkardığı) bir unsur idi. Türklük bir kavim olarak başlamış bir şey değildir. Türklük bir isim değildir, Türklük bir sıfattır. Müslümanlık içinde vasıf, nitelik ve karakter üstünlüğünün belirginleştirdiği bir mekandır. Türkler bütün varlıklarını İslam’a borçlu olduğu için, (sadece Türkler) İslam’ı kendi ezberlerine tahvil etmediler. Yani Türk bütün ezberlerini ve direktiflerini Kur’an’dan ve Sünnet-i Seniyye’den alandır. Bir insan Müslüman’ım diyorsa iki ihtimal vardır; bu kimse ya Türk’tür, ya münafıktır. Çünkü münafıklık imanla değil, zahiri bir şekilde inandık demekle var olan bir şey. Türklük ise zaten başka bir yolu ve mümkünatı olmadığı için olunan bir şeydir.” (İ.M.D. 23-10-2010 Ankara)

5 Aralık 2015 Cumartesi

(Gürcü & Gürcü) "Kimi Gürcü, Kimi Yamyam, Kimi Bilmem Ne Bela?"



Ve kardeşim "kendi köpek döllerimiz" düşmandan çok daha fazla bize düşman. Bize yani "TÜRK MİLLETİNE" onun -İSTİKLALİNE- umuduna ve geleceğine.(İ.Özel)

Bo(a)k damar kilisesi banii kancık çomar.
Türk ise Hadim'ül Haremeyn'likle müftehir;
bilmez mi soysuz hımar? 
Papa zangocu gürcü, 
cemadatla haç çaktı hınzır baytar!
Varaciyan Garbisyan'dan havale;
vaftizde silksin seni peder Gomaaar!.

Yaşar Ali -Bende-i Nebi- (Medine-i Münevvere)

25 Kasım 2015 Çarşamba

MÜNAFIKUN'U MEDİNE İLE YÜZ YÜZE -1-

akıl, ahlak "ekalli galil"
dübürden kaptı maraz
abdür rezil-i zelil.
dırar-ı araf da kıç yırtma
natık-ı nifak ebeden zail.
dağlıyarak, yağlı kazık
karhaneci, sütü bozuk
kallavi kemikti azık;
gıdığına kal'a kıldın
kıla yazık!.
ehl-i imana muzip,
ver coşkuyu mel'un kazip..
çesuleyim sağa,
bu keyfe biçilmez paha
aşk ile, şevk ile bir daha
sair gurur, şapşik şişik
bacak arasın da fişvik
peki ala, perdahsız bayık;
ALLAH büyük, cücük kayık!.

(Yaşar Ali - 30.Ocak.2015-Medine-i Münevvere)

"ekalli galil" -azın azı-

7 Kasım 2015 Cumartesi

"MÜNAFIKUN'A BİTİMSİZ TAZİR"


islimde, kavalı kavalalı
mest mesai tırpanı
panikle, kancık suç kıran
pinekle, kıl testere
tetikle, tefrika müteferrika
töre Türklük kabızı
alamet-i farıka;
sırtında nifaki hırka..
seğirt bre it, kirmani
masiyet kaline mani
hayali dakik mezellet
ahvali kült hıyanet
aldanmakla, aldatmakla müftehir
marpuşcular yok(ol)uşu tehir
belaya amok koşusu;
mezattan hınzır kokuşmuşu..
sağ malcılar kodesi
vasisi fıttırık irşad
şadan ola silivri
tüh ki, kakalayi tokai
kaptın kaptırık, keten pire
yüz pare topi "top" atışı
lüppedenek, taka da tu ka ka firari
"hüplet gümlet pir-i zani!."

(Yaşar Ali-24 Muharrem 1437-Cuma(6/11/2015) -MEDİNE-İ MÜNEVVERE-

4 Kasım 2015 Çarşamba

"Eşeği Saldım Çayıra"


Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayra
Yoranın da avradını.

Münkir münafığın soyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de avradını.

Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını.

Dağdan tahta indirenin
Iskatına oturanın
Hizmetini bitirenin
İmamın da avradını.

Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezin
İkisin meyyit namazın
Kılanın da avradını.

Kazak Abdal nutk eyledi
Cümle halkı dahl eyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da avradını -eşekler kovalasın-

2 Kasım 2015 Pazartesi

"NE BOP'UMUŞ BEA!"

Hikaye bu ya askerlik günlerinden bir gün, komutan nöbetçi eratı def-i hacet yapar iken yakalamış. Tüfengini koyduğu yerden alıp mermiyi ağza vermiş ve emretmiş; "şimdi o yaptığını ye bakayım!" eratın yalvarması, itirazı komutanı inadından geri çevirememiş ve mecburen Bop'un birazını afiyetle! yeyivermiş. Erat tüfengini teslim alınca aynen komutana doğrultmuş ve "bu sefer de sen kalanını süpürüver bakayım" diye kösüklemiş. Komutan bakmış ki durum ciddi, eleman kararlı kalan Bop'u da avuç avuç bi-güzel! mideye indirmiş. Sonra da yedikleri "Bop"dan kimseye söz etmemek üzre anlaşmışlar. Gel zaman, git zaman sivil hayatta hasbelkader karşılaşınca, "ne Bop'udu bea!" deyip birbirlerine nisbet ederler imiş!!.

ALLAH(AZİM EŞ-ŞAN)'IN "HAYYUN LA-YEMUT" ve "HUVERREZZAKU ZÜL KUVVET EL-METİN" OLDUĞUNU İNKAR İLE "MÜRTED OLMUŞ(DİNDEN ÇIKMİŞ)" BOP SARAYDA Kİ ÖLÜMLÜ DECCALA "MUTLAK RIZKI VEREN" OLARAK İMAN-EDEN, TAPINAN A KE PE KA-KA'CI TAİFEYİ KÜFRE BODOSLAMA DALMAKLA İTHAM EDİYORUM. HER ŞEY Bİ TARAFA DA BU SON KERTE(1.KASIM) DE "KIP-KIZIL KAFİR OLMUŞLARDIR." 

İLA NİHAYE; BOP SARAYDAKİ -ÖLÜMLÜ, KAN DERYASINA BATMIŞ-"KIZIL MÜNAFIK" KUYRUĞU TİTRETTİĞİN DE "KEPÇE-KEPÇE, KAZAN-KAZAN GÖTÜRDÜKLERİ BOP'U" SAĞDA-SOLDA BİRBİRLERİNE "NE BOP'UDU BEA!" DEYU NİSBET EDİVERİRLER GARİ!.

(2.Kasım.2015-Pazartesi - MEDİNE-İ MÜNEVVERE)

1 Kasım 2015 Pazar

O HALDE;


-Sözüm ona -hepsi namert- lakin, sen -hususan- "b.k-sarayın namert gavurunu" sevindir!.

-Saltanatı uğruna -mukaddesatını satan- amentüsü yalan, ahlakı yılan "rüşvetçi-mel'unu" sevindir.

-İktidarının devamı için -tehdit, şantaj ve parayla- s.k. s.k., söke söke oy devşire-bilen "nemrud-firavunu" sevindir!.

-Vatanımı, mülkümü, Türk askerimi -açık toplumcu- siyonist bankerlere peşkeş çeken "soros-pu çocuğunu" sevindir!.

-Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela misali -kendi gibi- sapık canileri Müslümanların başına bela eden -ameri k alman s.k.rtmesi- "kulam-parayı" sevindir!.

-İnsanlık düşmanı, Türk Milleti düşmanı, İman sahiplerinin en amansız düşmanı, -nefsine Allah'ın sıfatlarını yakıştıran yandaşı vekili taltif eden- "şerir-müşriği" sevindir!.

-Allah(Azim eş-Şan)'ın Türk Milletine tahsis ettiği, "DAR EL-İSLAM KILDIĞI TOPRAKLARDA" ilahlık taslayan, böbürlenen, bozguncu-bölücü; "İSLAM DECCALI, SÜFYANİ-İBLİSİ" sevindir!..

(Türkiye de 1.Kasım.2015 Pazar-gavurlar azar-) MEDİNE-İ MÜNEVVERE- Saat:17:00

23 Ekim 2015 Cuma

"RACİH GÖRÜŞ"

Kasafet kesbediyor mesafe

Şuuru kafesledi kafese

Vukuundan beter şayıat-ı garibe

Racih görüş, mahirane şayan-ı hatime;

"Vettehazallahu -Millete- İbrahime Halila"
(Allah, İbrahim'i-Milletini- Kendine dost edindi)

Racih: daha üstün.

11 Ekim 2015 Pazar

"MEDİNE'YE KARA TREN!"


Vatanım evsatın da 
şavk-ı ölüm, göz yaşı.
Gözeneklerine kadar kan
musalla taşı.
Tam dokuz yaşında masumun
nazenin naşı.
Bu meraret, bu acı
kahreder arz ile arşı,
taşı eritir taşı. 
Katlanmak ki istiap
göz önüne getir haşrı
kimin halet-i harcı?

Ankara da gardan kalktı
kara tren.
İmansız da dinsiz de
fren patladı fren.
Saray piçi nemrudi,
ey deccal, ey süfyani
ve ey pimpirik vampir;
o tek gözüyle şaşı bakıyor şaşı.
Soysuz, sırnaşık yamyam'dan
insaniyete eşşek traşı!.

Vahşette sınır tanımaz yeti
kanlandı kanlanalı biti,
kucak kucağa verdi;
çomarı, sırtlanı, iti.
Karara karara kanlar kusasıca
marazlı, AİDS'li luti!.

Medine tren istasyonun da
kara tren gözlüyorum.
Vatanım, han'ım, hanuman'ım viran
ölümü özlüyorum.
Vicdanım yangın yeri,
ızdıraba maruz
arizi muarizem.
Hayatı közlüyorum!.

Kara tren gara varmış,
ihbarı Pirim'den maruf
haberliyem.
Vagon vagon kan ve ceset
müzminem, makberliyem.
Maruzatım, özrüm var ya Rabb;
bu mücrim-i fani başımla
nasıl edem, nere gidem, ne edem?.

Yaşar Ali - 27.Zil'hicce.1436 Pazar -Medine Tren Garı-

7 Eylül 2015 Pazartesi

Türk Çocuğu, Bu "AMERİKANCIĞI MEL'UNLARI" İyi Tanı!.



Bunlar; Türk milletine gadr eden, ihanet eden ve yemek yediği sofraya -küfran-ı nimet ile- pisleyen kavmiyetçi kancıklar'dır. Mertlik-yiğitlik gibi hususiyetler benliklerinde -zerre miskal- mevcut olmayan namertlerdir.
Bunlar; Allah'a değil beylerine, sultanlarına, fivunlarına, nemrurlarına, karunlarına, hamanlarına ve bel'amlarına tapınan, secde eden küfr-kuduzlarıdır.
Bunlar; Türk vatanını, Türk milletini kahr etmeye-tard etmeye and içmiş, dünyevi küfr egemenleri ile işbirliğinden imtina etmeyen ırkçı-domuzlardır.
Bunlar; Allah ve Rasulünün tamamlanmış, İnsanlık için razı olunmuş İslam Dininden memnun olmayan, bunu içlerine sindiremeyen imansız-sapıklardır.
Bunlar; Gelin Allah, Rasulü ve Mü'minler ıslahınız için dua etsin denildiğinde iblis misali "EBA VESTEKBERA VE KANE MİNEL KAFİRİN(Kaçındı, geri durdu sonra da kafirlerden oldu)" deyu Kitab-ı Mübin de vasfedilen lanetli şeytanlardır.
Ves-Selam..
    

28 Ağustos 2015 Cuma

-HASSATEN-BU SEÇİMLERİ(7.Haziran - 1.Kasım.2015) TANIMIYORUZ, YOK SAYIYORUZ. TÜRK MİLLETİNİ KENDİNE HAS DÜZENİ "TAHKİM ETMEYE-TEVHİD ETMEYE" MECBUR VE MAHKUM ADDEDİYORUZ;

Türk milleti iradesini ve insiyatifini "alçakça-arsızca" hedef alan bu taarruzu bertaraf edip, imha etmek zorundadır. Bu tavır az da olsa "İman sahibi" olarak huzur-u İlahiye varmanın asgari şartı olsa gerektir. Tehdit ve şantajlara boyun eğip, içine düşürüldüğü "karsambayı" kabule yeltenmek dahi -bu merhaleden sonra- şirk ve sapıklıktır. Türklüğümüz hakikatine zerre miskal vakıf olan bir şahsın artık bu "küfr istidadından" döneceğine, sarf-ı nazar edeceğine inanmak istiyoruz. Bu mesele çoktandır "KESKİN BİR HESAPLAŞMA SÜRECİNE" girmiştir. Bundan dönüş -kaçsan da kurtuluş- mümkün değildir. İman sahiplerinin Bedr de, Uhud da, Ahzab da, Çanakkale de ve Sakarya da verdiği cansiperane mücadelenin "maksadının-manasının" hangi hedefe matuf olduğunu takdir edecek-ihya edecek bir "Rabbani hareket"in gölgesi üzerimize düşmüştür. Bu manaya sirayet edemeyen bir bünyenin "DEHŞETLİ BİR HELAKA" müncer olması mukadderdir.
Ves-Selam..
(13.Zilkade.1436-Cuma - Medine-i Münevvere)

19 Ağustos 2015 Çarşamba

AZİZ İKEN ZELİL OLMUŞ TÜRK MİLLETİ;

VARLIĞINA KAST EDEN BU İBLİS SIÇMIĞI "İMANSIZ-ALLAHSIZ-KİTAPSIZA" DAHA NE KADAR TAHAMMÜL EDECEKSİN?
BU LANETLİ MEL'UNUN ALLAH-PEYGAMBER VE İMAN SAHİPLERİNİN(TÜRKLERİN) "EN AZILI-KUDURMUŞ" DÜŞMANI OLDUĞUNA DAHA NE KADAR "İSPAT-DELİL" İSTİYORSUN?
TÜRK MİLLETİNİN "CANINA-MALINA-IRZINA" TASALLUT EDEN-ETTİREN BU KAFİR KERE KAFİRİN KÜFRÜNÜ-TAHRİBATINI HALA MI SİNEYE ÇEKECEKSİN?

TÜM KUTSALIMIZI MAHV ETMEYE AZM'U-CEZM'U-KASD ETMİŞ, ADETA KAHR ETMEYE AND İÇMİŞ, BU KAHR OLASI-KATL OLASI "SAPIK-MÜNAFIĞA" KARŞI -KILINI DAHİ KIPIRDATMAYIP- HALA MI BİR MUKABELE DE BULUNMAYACAK, HAREKETE GEÇMEYECEKSİN?
VATANIN-MİLLETİN-AHLAKIN-ADALETİN-KURUMLARIN-EMVALİN PEŞKEŞ ÇEKİLİP, MURDAR EDİLİRKEN HALA MI "GAFLET-DALALET VE HIYANET" UYKUSUNDAN UYANMAYACAKSIN?
BUNUN HESABINI, ALLAH'A VE O'NUN İMAN SAHİBİ MÜ'MİN KULLARINA NASSIL VE NE YÜZLE, "HANGİ VİCDANLA!" VERECEKSİN?
(19.08.2015 - Medine-i Münevvere)

17 Ağustos 2015 Pazartesi

"GARDAŞ(GARA-DAŞLARA) NAZİRE!."


iki gardaşım vardır biri giz, biri oğlan;
garısın da gavurluk ışık-hızı
yahudi tezgahtarı gızı,
çan-kalenin imansızı-mızmızı,
süzme sui-zan..

gocası gavmiyetçi hırto
falan-feşmekan
hamiyetsiz kürdopat-psikopat,
insaf-izan hırsızı,
dilinde yalan-dolan..

nezdiniz de hak getire,
haysiyet, hususiyet
medar-ı iftiharınız mı,
sapık-ciğersize kurbiyyet?

bakarım da ağbinize kabil idi
tas tamam, kibirle-uluhiyet!.
gardaşım, gız-gardaşım;
feryadımı, figanımı duyarsan,
vicdanında domurlanır mı sızı?

gardaşım; büyücü gavur-gızı,
eşek dili yedirip,
gömdü mü
kara-kaşın ortasına cımbızı?

bizi hımbıl belledi
kıro-kırmanço hayırsızı
vel-hasıl, ahir durumlar varsıl!
gardaşlığı, karındaşlığı ihyaya
kafi geldi mi fasıl?

hasılamız ifrad, hülasamız tefrid
nadimiyet semtinize sızmaz mı, uğramaz mı?
kasıla kasıla ne eylersiniz,
hüsn-ü niyetiniz nasıl?

(Yaşar Ali -16.Ağustos.2015 Pazar- Medine-i Münevvere)

13 Ağustos 2015 Perşembe

VATAN; "BAŞINI SECDEYE KOYDUĞUN YERDE HÜR VE MÜSTAKİL OLMAKTIR."


Ömrümü "Vatan-millet-Sakarya" diyerek, bazılarının müstehzi tebessümleri arasında geçirdim. Hâlâ aynı yerdeyim. (Bazıları "bıraktığımız yerde otluyorsun" diyebilir. Canları sağolsun). Bu yazıyı bir ömrü uğruna tükettiğim "vatan" ne imiş acaba sorusuna cevap olur diye yazıyorum. Vatan elbette belirli anlaşmalar çerçevesinde çizilen sınırlar içinde kalan toprak parçasından ibaret değil. Bu sınırlar resmiyet ifade eder, tarih içinde çeşitli sebeplerle değişir. Ama mesela Kızılırmak değişmez (İklimler değişiyor evladım, o da değişir diyenler olacak. Olsun bekleriz biz. Sabırlıyız.) Vatan efsaneler, masallar, destanlardır. (İşte bir yerinden başladım). Nene Hatun, Deli Dumrul, Köroğlu''dur. Vatan coğrafyadır. (Bunu kavramak zor) Yani Ağrı Dağı, Toroslar, Ilgaz, Seyhan, Van Gölü, Tortum Şelalesi, Anzer Yaylası, Göcek, Tosya, Ermenek, Çukurova, İstanbul Boğazı, Uludağ, Palandöken say babam say; yayladır-ormandır-ovadır-çaydır-pınardır. Bir ucu Vardar Ovası''nda, bir ucu Halep Çarşısı''ndadır. Vatan Dadaş''tır, Gaggoş''tur, Efe''dir; yiğitlik vurmakla-ağalık vermekledir. Vatan Mevlittir, Itrî''nin Tekbiri''dir, Ezan''dır, minare ve kubbedir, sebildir. Vatan ilahidir, türküdür. Bir ucu Yemen''de bir ucu Estergon''dadır. Vatan Kur''an''dır, namazdır, Cuma''dır, secdedir, duadır. Vatan sürülen topraktır, taze topraktan çıkan buğudur. Tıpkı fırından çıkan Vakfıkebir ekmeğinin buğusu gibidir. Vatan Diyarbakır karpuzu, otlu peynir, Pervari balı, Antep baklavası, Tatar böreği, Selanik gevreği, Arapaşı, Çerkez Tavuğu, Babukko''dur. Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sadece milli gelir değildir. Vatan kişinin karnının doyduğu yer de olabilir, gözyaşının aktığı yer de. Bu sebeple Çanakkale Şehitleri, Sarıkamış, Sakarya, Mohaç, Niğbolu, İstanbul''un fethi, İstiklal Savaşı ve İstiklal Marşı vatandır. Vatanın tapusu şehitlerin mezar taşlarıdır. Vatan sevmektir, benimsemektir, önemsemektir. Vatan mevcudun mânasıdır. Vatan ecdadın mirasıdır. Vatan nutuk değil vasiyettir. Hem vasiyet hem nasihattır. Vatan verilmiş sözdür. Söz namustur. Namusun ne olduğunu namussuzlardan başka herkes bilir. Vatan Yunus''tur. Yunus Emre''dir, neden, çünkü vatan onun yokluğunda yerine koyacak bir şey bulamamaktır. Vatan dayanışma, paylaşma, adalet, şefkat, merhamet ve fazilettir. Vatana gösterilecek muamele hürmet-hizmet ve merhamettir. Vatan ahlaktır. Vatan tevazu ve kahramanlıktır. Vatan Selimiye''dir, Hacı Ârif Bey''dir, Mevlana''dır. Vatan "bana ne" diyemeyeceğiniz bir şeydir. Vatan bu dünyada âhıret için çalışılacak bir imtihan mekanıdır. Vatan kitaplar, kütüphaneler, âlimler, şeyhler, tekkeler, üniversiteler, taş-toprak-ağaç-kuş ve uçsuz bucaksız bozkırdır. Bozkırda esen rüzgârdır. Kangal iti, sürü, çoban ve kavaldır. Vatan Nemrut''ta batan güneş, İshakpaşa Sarayı''na dolan gün ışığıdır. Vatan Ayasofya, Hacı Bayram, Ak Şemseddin, Eyüp Sultan ve Hacı Bektaş''tır. Vatan davul-zurnadır. Vatan baş-bar, halay ve toprağa vurulan dizin izidir. Vatan sadece kültür, sadece inanç, sadece hatıra, sadece ortak çıkar, sadece ülkü birliği falan değildir. Vatan kandır. Gözün bebeğidir. Ayaktaki ferdir. Vatan genetik, botanik, fizik, kimya vb. gibidir. Ancak ölçüye tartıya gelmediği için sadece bunlarla belirlenemez. Vatan aynı anda hem maddî hem manevî bir varlıktır. Akıl ile kavraması zor, kalp ile sevilmesi kolaydır. Başını secdeye koyduğun yerde hür ve müstakil olmaktır. Namazda makam, mevki, dil, ırk tanımaksızın aynı kıbleye yönelmektir. Vatan kardeşlik, vatan barıştır. Vatana kastedene karşı kelle koltukta savaşmaktır. Vatan namusu kadar; suyunu-toprağını-kurdunu-kuşunu-börtü böceğini kem gözlerden sakınmaktır. Vatan ne kalkınmaya feda edilir ne ilerlemeye; ne falan ideolojiye ne stratejik ortaklığa. Vatan sevgilidir. Aslı''dır, Kerem''dir, Leyla ile Mecnun''dur. Vatanın fertleri bir tarağın dişleri gibidir. Vatan hemşehrilik, vatan komşuluk, vatan başını omzuna koyup ağlayacağın bir arkadaş, askerlik, vatan futbolculuk, doktorluk, hemşirelik, mühendisliktir. Vatan kuş uçmaz-kervan geçmez köylerde dil bilmez çocuklara öğretmenliktir. Vatanı şairler şiire, bestekârlar musikiye, âlimler yazıya, ressamlar resme, fotoğrafçılar fotoğrafa nakşetmek ister. Vatan bunlara sığmaz. "Vatan ancak vatan için atan bir kalbe sığar." Yahu Mustafa Kutlu o kadar deştin o kadar karıştırdın, o kadar gevezelik ettin ki, vatanı çorbaya çevirdin yani. Hay ağzına sağlık. Vatan zaten hastaya götürülen bir tas çorbadır. Vatanın hamasete ihtiyacı yoktur. Bunu ancak vatandan ayrılanlar anlar. Vatandan gayrısı gurbettir. Gurbette duyulan hasrettir. Bir tas çorbaya duyulan hasret. Daha derine dalarsak vatan dahi bu dünya gibi bir gölgeliktir. O gölgelikte Cenab-ı Hakk''ın emri uyarınca bir nebze dinlenmektir. Sonrası ebedî âlem. Ebedî âleme imanımız tamdır. Lakin mahiyeti meçhulümüzdür. Yukarıdan beri sayageldiklerimizi sevmek milliyetçilik; onları muhafaza etmek muhafazakarlıktır. Bu iki kavram vatandan ayrılmaz. Sözlerimize burun kıvıranlara "bunlar eskimiş şeyler" diyenlere ancak şunu söyleyebilirim: "Eskilerden kaç kişi kaldı". Yahya Kemal ile bitirelim: 

"Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lâkin vatandan ayrılışın ızdırabı zor."

(Mustafa Kutlu - 19.01.2011 - Y. Şafak)