24 Ekim 2015 Cumartesi
23 Ekim 2015 Cuma
"RACİH GÖRÜŞ"
Kasafet kesbediyor mesafe
Şuuru kafesledi kafese
Vukuundan beter şayıat-ı garibe
Racih görüş, mahirane şayan-ı hatime;
"Vettehazallahu -Millete- İbrahime Halila"
(Allah, İbrahim'i-Milletini- Kendine dost edindi)
Racih: daha üstün.
Şuuru kafesledi kafese
Vukuundan beter şayıat-ı garibe
Racih görüş, mahirane şayan-ı hatime;
"Vettehazallahu -Millete- İbrahime Halila"
(Allah, İbrahim'i-Milletini- Kendine dost edindi)
Racih: daha üstün.
11 Ekim 2015 Pazar
"MEDİNE'YE KARA TREN!"
Vatanım evsatın da
şavk-ı ölüm, göz yaşı.
Gözeneklerine kadar kan
musalla taşı.
Tam dokuz yaşında masumun
nazenin naşı.
Bu meraret, bu acı
kahreder arz ile arşı,
taşı eritir taşı.
Katlanmak ki istiap
göz önüne getir haşrı
kimin halet-i harcı?
Ankara da gardan kalktı
kara tren.
İmansız da dinsiz de
fren patladı fren.
Saray piçi nemrudi,
ey deccal, ey süfyani
ve ey pimpirik vampir;
o tek gözüyle şaşı bakıyor şaşı.
Soysuz, sırnaşık yamyam'dan
insaniyete eşşek traşı!.
Vahşette sınır tanımaz yeti
kanlandı kanlanalı biti,
kucak kucağa verdi;
çomarı, sırtlanı, iti.
Karara karara kanlar kusasıca
marazlı, AİDS'li luti!.
Medine tren istasyonun da
kara tren gözlüyorum.
Vatanım, han'ım, hanuman'ım viran
ölümü özlüyorum.
Vicdanım yangın yeri,
ızdıraba maruz
arizi muarizem.
Hayatı közlüyorum!.
Kara tren gara varmış,
ihbarı Pirim'den maruf
haberliyem.
Vagon vagon kan ve ceset
müzminem, makberliyem.
Maruzatım, özrüm var ya Rabb;
bu mücrim-i fani başımla
nasıl edem, nere gidem, ne edem?.
Yaşar Ali - 27.Zil'hicce.1436 Pazar -Medine Tren Garı-
3 Ekim 2015 Cumartesi
7 Eylül 2015 Pazartesi
Türk Çocuğu, Bu "AMERİKANCIĞI MEL'UNLARI" İyi Tanı!.
Bunlar; Türk milletine gadr eden, ihanet eden ve yemek yediği sofraya -küfran-ı nimet ile- pisleyen kavmiyetçi kancıklar'dır. Mertlik-yiğitlik gibi hususiyetler benliklerinde -zerre miskal- mevcut olmayan namertlerdir.
Bunlar; Allah'a değil beylerine, sultanlarına, fivunlarına, nemrurlarına, karunlarına, hamanlarına ve bel'amlarına tapınan, secde eden küfr-kuduzlarıdır.
Bunlar; Türk vatanını, Türk milletini kahr etmeye-tard etmeye and içmiş, dünyevi küfr egemenleri ile işbirliğinden imtina etmeyen ırkçı-domuzlardır.
Bunlar; Allah ve Rasulünün tamamlanmış, İnsanlık için razı olunmuş İslam Dininden memnun olmayan, bunu içlerine sindiremeyen imansız-sapıklardır.
Bunlar; Gelin Allah, Rasulü ve Mü'minler ıslahınız için dua etsin denildiğinde iblis misali "EBA VESTEKBERA VE KANE MİNEL KAFİRİN(Kaçındı, geri durdu sonra da kafirlerden oldu)" deyu Kitab-ı Mübin de vasfedilen lanetli şeytanlardır.
Ves-Selam..
28 Ağustos 2015 Cuma
-HASSATEN-BU SEÇİMLERİ(7.Haziran - 1.Kasım.2015) TANIMIYORUZ, YOK SAYIYORUZ. TÜRK MİLLETİNİ KENDİNE HAS DÜZENİ "TAHKİM ETMEYE-TEVHİD ETMEYE" MECBUR VE MAHKUM ADDEDİYORUZ;
Türk milleti iradesini ve insiyatifini "alçakça-arsızca" hedef alan bu taarruzu bertaraf edip, imha etmek zorundadır. Bu tavır az da olsa "İman sahibi" olarak huzur-u İlahiye varmanın asgari şartı olsa gerektir. Tehdit ve şantajlara boyun eğip, içine düşürüldüğü "karsambayı" kabule yeltenmek dahi -bu merhaleden sonra- şirk ve sapıklıktır. Türklüğümüz hakikatine zerre miskal vakıf olan bir şahsın artık bu "küfr istidadından" döneceğine, sarf-ı nazar edeceğine inanmak istiyoruz. Bu mesele çoktandır "KESKİN BİR HESAPLAŞMA SÜRECİNE" girmiştir. Bundan dönüş -kaçsan da kurtuluş- mümkün değildir. İman sahiplerinin Bedr de, Uhud da, Ahzab da, Çanakkale de ve Sakarya da verdiği cansiperane mücadelenin "maksadının-manasının" hangi hedefe matuf olduğunu takdir edecek-ihya edecek bir "Rabbani hareket"in gölgesi üzerimize düşmüştür. Bu manaya sirayet edemeyen bir bünyenin "DEHŞETLİ BİR HELAKA" müncer olması mukadderdir.
Ves-Selam..
(13.Zilkade.1436-Cuma - Medine-i Münevvere)
19 Ağustos 2015 Çarşamba
AZİZ İKEN ZELİL OLMUŞ TÜRK MİLLETİ;
VARLIĞINA KAST EDEN BU İBLİS SIÇMIĞI "İMANSIZ-ALLAHSIZ-KİTAPSIZA" DAHA NE KADAR TAHAMMÜL EDECEKSİN?
BU LANETLİ MEL'UNUN ALLAH-PEYGAMBER VE İMAN SAHİPLERİNİN(TÜRKLERİN) "EN AZILI-KUDURMUŞ" DÜŞMANI OLDUĞUNA DAHA NE KADAR "İSPAT-DELİL" İSTİYORSUN?
TÜRK MİLLETİNİN "CANINA-MALINA-IRZINA" TASALLUT EDEN-ETTİREN BU KAFİR KERE KAFİRİN KÜFRÜNÜ-TAHRİBATINI HALA MI SİNEYE ÇEKECEKSİN?
TÜM KUTSALIMIZI MAHV ETMEYE AZM'U-CEZM'U-KASD ETMİŞ, ADETA KAHR ETMEYE AND İÇMİŞ, BU KAHR OLASI-KATL OLASI "SAPIK-MÜNAFIĞA" KARŞI -KILINI DAHİ KIPIRDATMAYIP- HALA MI BİR MUKABELE DE BULUNMAYACAK, HAREKETE GEÇMEYECEKSİN?
VATANIN-MİLLETİN-AHLAKIN-ADALETİN-KURUMLARIN-EMVALİN PEŞKEŞ ÇEKİLİP, MURDAR EDİLİRKEN HALA MI "GAFLET-DALALET VE HIYANET" UYKUSUNDAN UYANMAYACAKSIN?
BUNUN HESABINI, ALLAH'A VE O'NUN İMAN SAHİBİ MÜ'MİN KULLARINA NASSIL VE NE YÜZLE, "HANGİ VİCDANLA!" VERECEKSİN?
(19.08.2015 - Medine-i Münevvere)
17 Ağustos 2015 Pazartesi
"GARDAŞ(GARA-DAŞLARA) NAZİRE!."
iki gardaşım vardır biri giz, biri oğlan;
garısın da gavurluk ışık-hızı
yahudi tezgahtarı gızı,
çan-kalenin imansızı-mızmızı,
süzme sui-zan..
gocası gavmiyetçi hırto
falan-feşmekan
hamiyetsiz kürdopat-psikopat,
insaf-izan hırsızı,
dilinde yalan-dolan..
nezdiniz de hak getire,
haysiyet, hususiyet
medar-ı iftiharınız mı,
sapık-ciğersize kurbiyyet?
bakarım da ağbinize kabil idi
tas tamam, kibirle-uluhiyet!.
gardaşım, gız-gardaşım;
feryadımı, figanımı duyarsan,
vicdanında domurlanır mı sızı?
gardaşım; büyücü gavur-gızı,
eşek dili yedirip,
gömdü mü
kara-kaşın ortasına cımbızı?
bizi hımbıl belledi
kıro-kırmanço hayırsızı
vel-hasıl, ahir durumlar varsıl!
gardaşlığı, karındaşlığı ihyaya
kafi geldi mi fasıl?
hasılamız ifrad, hülasamız tefrid
nadimiyet semtinize sızmaz mı, uğramaz mı?
kasıla kasıla ne eylersiniz,
hüsn-ü niyetiniz nasıl?
(Yaşar Ali -16.Ağustos.2015 Pazar- Medine-i Münevvere)
13 Ağustos 2015 Perşembe
VATAN; "BAŞINI SECDEYE KOYDUĞUN YERDE HÜR VE MÜSTAKİL OLMAKTIR."
Ömrümü "Vatan-millet-Sakarya" diyerek, bazılarının müstehzi tebessümleri arasında geçirdim. Hâlâ aynı yerdeyim. (Bazıları "bıraktığımız yerde otluyorsun" diyebilir. Canları sağolsun). Bu yazıyı bir ömrü uğruna tükettiğim "vatan" ne imiş acaba sorusuna cevap olur diye yazıyorum. Vatan elbette belirli anlaşmalar çerçevesinde çizilen sınırlar içinde kalan toprak parçasından ibaret değil. Bu sınırlar resmiyet ifade eder, tarih içinde çeşitli sebeplerle değişir. Ama mesela Kızılırmak değişmez (İklimler değişiyor evladım, o da değişir diyenler olacak. Olsun bekleriz biz. Sabırlıyız.) Vatan efsaneler, masallar, destanlardır. (İşte bir yerinden başladım). Nene Hatun, Deli Dumrul, Köroğlu''dur. Vatan coğrafyadır. (Bunu kavramak zor) Yani Ağrı Dağı, Toroslar, Ilgaz, Seyhan, Van Gölü, Tortum Şelalesi, Anzer Yaylası, Göcek, Tosya, Ermenek, Çukurova, İstanbul Boğazı, Uludağ, Palandöken say babam say; yayladır-ormandır-ovadır-çaydır-pınardır. Bir ucu Vardar Ovası''nda, bir ucu Halep Çarşısı''ndadır. Vatan Dadaş''tır, Gaggoş''tur, Efe''dir; yiğitlik vurmakla-ağalık vermekledir. Vatan Mevlittir, Itrî''nin Tekbiri''dir, Ezan''dır, minare ve kubbedir, sebildir. Vatan ilahidir, türküdür. Bir ucu Yemen''de bir ucu Estergon''dadır. Vatan Kur''an''dır, namazdır, Cuma''dır, secdedir, duadır. Vatan sürülen topraktır, taze topraktan çıkan buğudur. Tıpkı fırından çıkan Vakfıkebir ekmeğinin buğusu gibidir. Vatan Diyarbakır karpuzu, otlu peynir, Pervari balı, Antep baklavası, Tatar böreği, Selanik gevreği, Arapaşı, Çerkez Tavuğu, Babukko''dur. Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sadece milli gelir değildir. Vatan kişinin karnının doyduğu yer de olabilir, gözyaşının aktığı yer de. Bu sebeple Çanakkale Şehitleri, Sarıkamış, Sakarya, Mohaç, Niğbolu, İstanbul''un fethi, İstiklal Savaşı ve İstiklal Marşı vatandır. Vatanın tapusu şehitlerin mezar taşlarıdır. Vatan sevmektir, benimsemektir, önemsemektir. Vatan mevcudun mânasıdır. Vatan ecdadın mirasıdır. Vatan nutuk değil vasiyettir. Hem vasiyet hem nasihattır. Vatan verilmiş sözdür. Söz namustur. Namusun ne olduğunu namussuzlardan başka herkes bilir. Vatan Yunus''tur. Yunus Emre''dir, neden, çünkü vatan onun yokluğunda yerine koyacak bir şey bulamamaktır. Vatan dayanışma, paylaşma, adalet, şefkat, merhamet ve fazilettir. Vatana gösterilecek muamele hürmet-hizmet ve merhamettir. Vatan ahlaktır. Vatan tevazu ve kahramanlıktır. Vatan Selimiye''dir, Hacı Ârif Bey''dir, Mevlana''dır. Vatan "bana ne" diyemeyeceğiniz bir şeydir. Vatan bu dünyada âhıret için çalışılacak bir imtihan mekanıdır. Vatan kitaplar, kütüphaneler, âlimler, şeyhler, tekkeler, üniversiteler, taş-toprak-ağaç-kuş ve uçsuz bucaksız bozkırdır. Bozkırda esen rüzgârdır. Kangal iti, sürü, çoban ve kavaldır. Vatan Nemrut''ta batan güneş, İshakpaşa Sarayı''na dolan gün ışığıdır. Vatan Ayasofya, Hacı Bayram, Ak Şemseddin, Eyüp Sultan ve Hacı Bektaş''tır. Vatan davul-zurnadır. Vatan baş-bar, halay ve toprağa vurulan dizin izidir. Vatan sadece kültür, sadece inanç, sadece hatıra, sadece ortak çıkar, sadece ülkü birliği falan değildir. Vatan kandır. Gözün bebeğidir. Ayaktaki ferdir. Vatan genetik, botanik, fizik, kimya vb. gibidir. Ancak ölçüye tartıya gelmediği için sadece bunlarla belirlenemez. Vatan aynı anda hem maddî hem manevî bir varlıktır. Akıl ile kavraması zor, kalp ile sevilmesi kolaydır. Başını secdeye koyduğun yerde hür ve müstakil olmaktır. Namazda makam, mevki, dil, ırk tanımaksızın aynı kıbleye yönelmektir. Vatan kardeşlik, vatan barıştır. Vatana kastedene karşı kelle koltukta savaşmaktır. Vatan namusu kadar; suyunu-toprağını-kurdunu-kuşunu-börtü böceğini kem gözlerden sakınmaktır. Vatan ne kalkınmaya feda edilir ne ilerlemeye; ne falan ideolojiye ne stratejik ortaklığa. Vatan sevgilidir. Aslı''dır, Kerem''dir, Leyla ile Mecnun''dur. Vatanın fertleri bir tarağın dişleri gibidir. Vatan hemşehrilik, vatan komşuluk, vatan başını omzuna koyup ağlayacağın bir arkadaş, askerlik, vatan futbolculuk, doktorluk, hemşirelik, mühendisliktir. Vatan kuş uçmaz-kervan geçmez köylerde dil bilmez çocuklara öğretmenliktir. Vatanı şairler şiire, bestekârlar musikiye, âlimler yazıya, ressamlar resme, fotoğrafçılar fotoğrafa nakşetmek ister. Vatan bunlara sığmaz. "Vatan ancak vatan için atan bir kalbe sığar." Yahu Mustafa Kutlu o kadar deştin o kadar karıştırdın, o kadar gevezelik ettin ki, vatanı çorbaya çevirdin yani. Hay ağzına sağlık. Vatan zaten hastaya götürülen bir tas çorbadır. Vatanın hamasete ihtiyacı yoktur. Bunu ancak vatandan ayrılanlar anlar. Vatandan gayrısı gurbettir. Gurbette duyulan hasrettir. Bir tas çorbaya duyulan hasret. Daha derine dalarsak vatan dahi bu dünya gibi bir gölgeliktir. O gölgelikte Cenab-ı Hakk''ın emri uyarınca bir nebze dinlenmektir. Sonrası ebedî âlem. Ebedî âleme imanımız tamdır. Lakin mahiyeti meçhulümüzdür. Yukarıdan beri sayageldiklerimizi sevmek milliyetçilik; onları muhafaza etmek muhafazakarlıktır. Bu iki kavram vatandan ayrılmaz. Sözlerimize burun kıvıranlara "bunlar eskimiş şeyler" diyenlere ancak şunu söyleyebilirim: "Eskilerden kaç kişi kaldı". Yahya Kemal ile bitirelim:
"Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lâkin vatandan ayrılışın ızdırabı zor."
(Mustafa Kutlu - 19.01.2011 - Y. Şafak)
18 Eylül 2013 Çarşamba
"Gavurluğun alfabesi, TÜRKLÜĞÜMÜZ ELİF-BA'SI;"
1.
İyalim de emmi hasreti, onulmaz kahır
Emmi-deyse, gavurluk hayli bakir!
Çan-kale de çanak yalama taksir
Türklüğün, Farukluğun heder etti zemheri;
Hüzne gark olmuşuz, arşı tutsun kederi!..
Emmi-deyse, gavurluk hayli bakir!
Çan-kale de çanak yalama taksir
Türklüğün, Farukluğun heder etti zemheri;
Hüzne gark olmuşuz, arşı tutsun kederi!..
2.
Sosyete yanaşması, moderen birey
Kaptı kacı, antin-kuntinlerdedir hey!
Ne içtin ki tiki kız, arak mı-yoksa mey?
Nida merkez kavaşesi, noel yortusu;
Akrabaya sırt çevirmek, gavur tortusu!..
Kaptı kacı, antin-kuntinlerdedir hey!
Ne içtin ki tiki kız, arak mı-yoksa mey?
Nida merkez kavaşesi, noel yortusu;
Akrabaya sırt çevirmek, gavur tortusu!..
3.
Bu hal nedir hoca abıla?
Ayıbı kapamaz ki, türban-tabla!
Demiş idik, şiirden-şuur tavla!
Hısımlığı tard eyledin, gavurluktur badiren;
Teyzenin gönlü kırık, sessiz feryad nadiren!..
Ayıbı kapamaz ki, türban-tabla!
Demiş idik, şiirden-şuur tavla!
Hısımlığı tard eyledin, gavurluktur badiren;
Teyzenin gönlü kırık, sessiz feryad nadiren!..
18 Mart 2013 Pazartesi
El-Hakk ki Sıfatımız; "ŞEHİD ÇOCUKLUĞUDUR" , O Halde Vatanım da; "Türk Değilim Diyenler" Kimin Çocuğu?
10 Mart 2013 Pazar
"Adım Müslüman, Sıfatım Türk;"
31 Ocak 2013 Perşembe
EMR-İ RASUL(S.A.V.) ÜZRE; -1-
"CEBEL-İ UHUD'DAN -İKİNCİ VE SON- ÇIKIŞ"
1.
Cebel-i Uhud'da "ğar'dan çıktı TÜRK"
Münafık güruh ümüğün sıktı TÜRK
"Ayneyn tepesini" terk etmeyen irade
Kuşandı "fikir kılıcın" çöktü merdane;
"Melain başına -dırar'ın- yıktı TÜRK"
2.
Ya Muntakim, intikam
Silinsin gönülden gam
İzale olsun keder
Muzafferiyet - mukadder;
"İlan-ı harb'dir i'lam"
3.
Er-meydan da bir dehşetli "saytara"
Münafığa çıkış yok ki kaytara
Haramla semirmiş o musibet boynunu
Hele bir uzat bakem;
"Zülfikar'a - Haydar'a"
4.
Münafığın tam ensesi çatına
Medyunuz "Şehid nigahbanına"
Tek kurşun yeter murdarına
Sıkmazsam namerd olayım;
"Dinime - İmanıma"
5.
Cibiliyetsiz, cinsi bozuk haline
Silsilene, ecdad-ı ahvaline
Arlanmaz - uslanmazmısın
Nifakına zibil gibi karine;
"Belendin kan-irin a'maline"
6.
Beytullah'a musallat "ashab-ı fil"Cenbinde veled-i zina "israil"
Ve sen ey işbirlikçi
Hain - münafık "arbail"
"Türk kellenize -siccin olup- yağacak; -Bunu bil!"
7.
Türk idi bakmadan "soluna-sağına"
Gülizar misali daldı "Şehadet bağına"
Ödü patlarken "titrek münafık"
"La-tahzen" müsrerih ol "Rafık";
"İNNELLAHE - ME'ANA"
(Muhakkak ki Allah, bizimle beraberdir.)
(Ehli Mekke'den;)
27 Mart 2012 Salı
"Türklük Devreye Nasıl Girer?" -1-
Faruk'u Azam'ın(r.a.) Kelime-i Şehadet getirip İslam saflarına katılması misali -ani ve cerbezeli- bir "halet-i ruhiye" ile girer.
"Tekbir; (Allah'u Ekber, Allah'u Ekber, Allah'u Ekber... -kafirler inkar edip yalanlasa da Allah en Büyük'tür, en Ulu'dur, en Aziz'dir.-) sadaları Mekke ufuklarını inletir. Müslüman olduktan sonra Allah Rasulun'e(s.a.v.) sualini sorar; "-Kaç kişi olduk Ya Rasulallah? Allah Rasulü(s.a.v.)'de cevap verir; "Seninle beraber 'kırk er kişi' Ya Ömer." -O halde ne duruyoruz yürüyelim "Beyt'ül Haram'a" der ve tekbirlerle yürürler. Müslümanlar o gün -ilk defa- ibadetlerini aşikar olarak -gizlenmeden- yaparlar. Faruk'u Azam(r.a.)'da akşama kadar kafirlerle "mubareze(kavga)" eder.
"Kur'an esrar oluğu...
Sonsuzluğun soluğu...
Gösteren ok kulluğu...
İnkarı İman oldu.
Ömer Müslüman oldu." (N. Fazıl -Rh.- "Es Selam'dan;")
Aşikar Hicret'e niyetlenerek -Beytullah'da- küfr'ün önderlerine karşı, "-Ben hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmayı göze alan şu dağın ardında bana yetişsin." diyebilmesi misali; "küfr'e meydan okuya okuya" girer.
Mescid'de kendisine suikast düzenleyen -ateşperest- "ebu lu'lue'nin" müslüman olmadığını öğrendikten sonra "-kanımı bir Müslüman'ın eline bulaştırmayan Rabb'ul Alemine hamd'ü senalar olsun" diye dua etme hassasiyetini -en mutena- "İman ilkesi" kabul ederek girer.
Ahzab Günü -yüz kişilik orduya bedel- kabul edilen "amr bin vud" kafirinin mubareze için yiğit talep etmesine mukabil, Rasulullah'ın(s.a.v.) dahi; "-Gelen amr'dır ya Ali(r.a.)" ikazına rağmen "olsun Ya Rasulallah(s.a.v.)" deyip, er meydanına "-sen de benim dengim değilsin, lakin kılıcımı kılıcınla ölçmeye geldim" nidalarıyla -kafiri hor, hakir ve zelil kılmak üzre- atılan "Haydar-ı Kerrar" misali girer.
Uhud günü harb'in Müslümanlar aleyhine döndüğü o kasvetli anlarda Rasulullah'ı(s.a.v.) -beş arkadaşıyla beraber- savunurken Fahr-ı Kainat Efendimiz'in kucağında Şehadete ramak kalmışken; "Ne mutlu O aşığa ki şu -kahpe- dünyadan göçüp giderken, baş ucunda Senin(s.a.v.) gibi bir 'Yar' bulur." neşidesi dudaklarından dökülen "Ziyat bin Seken El-Ensari(r.a.)" misali "şiir söyleye söyleye" girer.
Mute günü İslam ordusunun -Şehid- kumandanlarından Cafer-i Tayyar'ın(r.a.) kesilen iki koluna bedel "Kudretullah(Azze ve Celle)" makamından "Zül Cenaheyn" -çift kanat- bahşedilerek girer.
Çünkü Türklüğün çift kanadı vardır. Birincisi "kafirin hükmünü reddetmek(kabul etmemek)", ikincisi ise "kafire hükmünü geçirmek(söz dinletmek)" Türk bu kanatları takınca "Er meydanına" -adeta- uçarak girer.
Ves Selam...
(Ehli Mekke'den;)
"Tekbir; (Allah'u Ekber, Allah'u Ekber, Allah'u Ekber... -kafirler inkar edip yalanlasa da Allah en Büyük'tür, en Ulu'dur, en Aziz'dir.-) sadaları Mekke ufuklarını inletir. Müslüman olduktan sonra Allah Rasulun'e(s.a.v.) sualini sorar; "-Kaç kişi olduk Ya Rasulallah? Allah Rasulü(s.a.v.)'de cevap verir; "Seninle beraber 'kırk er kişi' Ya Ömer." -O halde ne duruyoruz yürüyelim "Beyt'ül Haram'a" der ve tekbirlerle yürürler. Müslümanlar o gün -ilk defa- ibadetlerini aşikar olarak -gizlenmeden- yaparlar. Faruk'u Azam(r.a.)'da akşama kadar kafirlerle "mubareze(kavga)" eder.
"Kur'an esrar oluğu...
Sonsuzluğun soluğu...
Gösteren ok kulluğu...
İnkarı İman oldu.
Ömer Müslüman oldu." (N. Fazıl -Rh.- "Es Selam'dan;")
Aşikar Hicret'e niyetlenerek -Beytullah'da- küfr'ün önderlerine karşı, "-Ben hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmayı göze alan şu dağın ardında bana yetişsin." diyebilmesi misali; "küfr'e meydan okuya okuya" girer.
Mescid'de kendisine suikast düzenleyen -ateşperest- "ebu lu'lue'nin" müslüman olmadığını öğrendikten sonra "-kanımı bir Müslüman'ın eline bulaştırmayan Rabb'ul Alemine hamd'ü senalar olsun" diye dua etme hassasiyetini -en mutena- "İman ilkesi" kabul ederek girer.
Ahzab Günü -yüz kişilik orduya bedel- kabul edilen "amr bin vud" kafirinin mubareze için yiğit talep etmesine mukabil, Rasulullah'ın(s.a.v.) dahi; "-Gelen amr'dır ya Ali(r.a.)" ikazına rağmen "olsun Ya Rasulallah(s.a.v.)" deyip, er meydanına "-sen de benim dengim değilsin, lakin kılıcımı kılıcınla ölçmeye geldim" nidalarıyla -kafiri hor, hakir ve zelil kılmak üzre- atılan "Haydar-ı Kerrar" misali girer.
Uhud günü harb'in Müslümanlar aleyhine döndüğü o kasvetli anlarda Rasulullah'ı(s.a.v.) -beş arkadaşıyla beraber- savunurken Fahr-ı Kainat Efendimiz'in kucağında Şehadete ramak kalmışken; "Ne mutlu O aşığa ki şu -kahpe- dünyadan göçüp giderken, baş ucunda Senin(s.a.v.) gibi bir 'Yar' bulur." neşidesi dudaklarından dökülen "Ziyat bin Seken El-Ensari(r.a.)" misali "şiir söyleye söyleye" girer.
Mute günü İslam ordusunun -Şehid- kumandanlarından Cafer-i Tayyar'ın(r.a.) kesilen iki koluna bedel "Kudretullah(Azze ve Celle)" makamından "Zül Cenaheyn" -çift kanat- bahşedilerek girer.
Çünkü Türklüğün çift kanadı vardır. Birincisi "kafirin hükmünü reddetmek(kabul etmemek)", ikincisi ise "kafire hükmünü geçirmek(söz dinletmek)" Türk bu kanatları takınca "Er meydanına" -adeta- uçarak girer.
Ves Selam...
(Ehli Mekke'den;)
21 Mart 2012 Çarşamba
"Şuarayı Türki Vü MENAFİ-İ MİLLİ"
"Türkiye'de şiirin neye ilişkin olduğunu anlayabilirsek, o zaman Türkiye'nin akıbetiyle ilgili daha sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz. Ya da kendimizin hangi misyonla karşı karşıya olduğumuz konusunda daha açık seçik fikirlere kavuşabiliriz. Birçoklarının sandığı gibi şiir, Türkiye'de böyle cafcaflı laflar, ya da ne bileyim güzel ifadeler meselesi değil."Türkiye'de şiir, ülkenin hayatının teminatıdır." Mübalağa ettiğimi sanmayın. Bugün Türkiye'de siyasi manada birtakım bayağılıklar ya da bariz hatalar ortaya çıkıyorsa, bunun tek sebebi bu insanların şiirle kurdukları irtibatın ya çok zayıf olması ya da hiç olmamasıdır. Dolayısıyla bu bir yetişme, kendini yetiştirme, kendini yükseltme meselesidir. O manada insanların önce kendine bir kıymet kazandırmaları ve bu vasıtayla başkalarının kıymetini fark etmeleri söz konusudur."
"Eğer kıymetin dolar bazında ölçülebileceği fikrindeysek, bir şeyin kıymeti kaç dolar ettiğiyle anlaşılıyorsa, bu bir yoldur, ki şu anda Türkiye o yolu yürüyor; bir de "Türk şiiri'nin neresine düşüyor?" sorusuyla yürünecek bir yol vardır. Sağına mı? Soluna mı? Önüne mi? Arkasına mı? Altına mı? Üstüne mi? Bu da toplumu anlamak için bir ölçü olabilir. Bu ölçü esas alındığı zaman Türkiye'nin milli birliği(menafi-i milli) ya da toprak bütünlüğü meselesinin mahiyeti çok daha berrak görülür, meselelerin çok daha aydınlatılmış bir sahada konuşulabilir hale geldiğini anlayabiliriz. Ama eminim ki bu, hiç istenmeyen bir şeydir."
"Çünkü Türkiye'de insanlar kendi kültürlerinin yerini anlama konusunda çekingen davranıyorlar. Çünkü başka bir kültürün kendilerini daha mutlu edeceğine filan inanıyorlar. Benim düşündüğüm şu ki, Türkiye'de şiirle ölçülen değerle dolarla ölçülen değer arasında tercih yapan insanların birbirinden ayrılmaları, hatta birbirinden kopmaları, Türkiye'nin lehine olacak bir şeydir. Kimin nerede olduğu, sarahaten bilinmeli ki, ondan bir semere doğsun."
(İsmet Özel - Cemal Reşit Rey konser salonu - 31 Aralık 2005)
14 Mart 2012 Çarşamba
"Mü'min Niçin Ye'se Kapılmaz?"
İşler bir gün şimdi olduğundan daha iyiye giderse bundan hoşnutluk duyacağım kesindi ve böyle olması için de bana ne düşüyorsa onu üstlenmekten geri durmadım; ama işlerin iyiye gidişinden doğabilecek sonuçların beklentisine kendimi kaptırmadım. Karamsardım ve bence işlerin kötüden betere gitme ihtimali her zaman daha yüksekti ve tecrübe kötüye gidişin kanıtlarıyla leb a leb doluydu. Buna rağmen ne ihtimal hesapları ne de tecrübeler beni mey'us kılabildi. Hep karamsardım ve hep ümitliydim. Nasıl oluyor bu?
Günlük hayatın akışı içinde çoğu kimse karamsarlığı ümitsizlikle karıştırır
ve/veya birini diğerinin yerine ikame eder. Oysa gerçek çoğu kimsenin
inandığından farklıdır. Karamsarım, çünkü rağbet ettikleri düşünceler ne olursa
olsun bütün insanların günübirlik kazançlarını güvenceye almaksızın harekete
geçmeyeceklerini, eğer düşüncelerinin gerektirdiği hareket onları derhal kayba
uğratacaksa, bir koyup beş almak sözkonusu değilse kıllarını bile kıpırdatmaya
yanaşmadıklarını çok erken öğrendim. Kendim de bir insanım ve insan olmanın
bütün zaafları bende de var. Karamsarım, çünkü insanım.
İnsanım ve dua edebilirim. Duamın kabul olunacağı ümidini içimde
taşıyabilirim. Karamsarım, çünkü hayra mı şerre mi dua ettiğimi duamın kabulüyle
ortaya çıkan sonuca ulaşmadan bilmem imkansız. Ümitliyim, daha en başından beri
hayra dua edenlerden biri olma kapısının bana açık tutulduğunu biliyorum.
Ümitliyim, şerre dua ettiğimi sonradan anlamış olsam bile hayr ve şer arasındaki
ayrımı görebilecek derecede hayra açıklığımı kaybetme felaketine uğramadım.
Eğer iyimser olsa idim geleceğin şimdikinden daha güzel, daha
doğru, hakkaniyete şimdikinden daha çok riayet eden özellikte olacağını kabul
etmem gerekecekti. İyimser olsa idim geçen zamandan sonra doğan sonuçları
yüceltmem gerekecekti. Eğer zaman geçtiği ve bazı sonuçlar doğurduğu halde
ortalıkta yüceltilebilecek değerde bir şey olmadığını görmüşsem meyus olurdum.
İyimser bir insan geçirdiği tecrübelerden sonra iyimserliğini devam ettiriyorsa
kendini kandırmaktan zevk alıyor demektir. Yani iyimserliğin sonuçlarından biri
yalancılıktır. İyimserliği isabetli saydığı halde kendini aldatmaya meyli
olmayanları bekleyen akıbet ise ye's olsa gerek. Çünkü onlar kendileri başta
olmak üzere geleceğin daha iyi kılınabileceği hususunda insanlara güvendiler.
İnsanların fos çıkması, kendilerinin de fosluğuna, gizli veya açık, onları ikna
etti.
Geleceğin parlak sonuçlar sunmadığı şartlarda mü'min ye'se
kapılmıyor. Çünkü kainatın çekilip çevrilmesinde insan soyunun iktidar sahibi
olmadığını, insanın ihtiyarını ancak dua ederek ve vecibelerini yerine getirerek
kullanabileceğini biliyor. Mü'min ye'se kapılmıyor, ümidini kaybetmiyor; çünkü
duanın gereksiz ve geçersiz olmadığına bir tek 'O' inanıyor.
"Sadece O,
bütün kazançların önüne tevbenin sağlayacağı kazancı koyabiliyor."
(İsmet ÖZEL - "Tavşanın Randevusu")
7 Ocak 2012 Cumartesi
"Biz(Türkler) O Emrin, O Kavlin Ardı Sıra Saf Tuttuk"
Acizane (haddimiz olmayarak) izahına katkıda bulunmaya gayret sarfettiğimiz "Türklük" (Ehli Fetanet) mevzuunu anlayıp-anlamlandıramamakta (bu kadar muhavereden sonra) hala ısrar eden, niyetlerinin ne olduğunu çözemediğim bir kesim tarafından irdelenmesini, eleştirilmesini, "eba (geri durma, kaçınma), inkar, tuğyan (hiddetlenme), münazaa (düşmanlık, husumet)" tavrı ile karşılık verilmesini, hayret ve dehşetle müşahade etmekteyim.
İki ayrı "Türklük" arasındaki fark'ın "zifaf ile - zina" arasındaki fark kadar derin ve bariz olduğunu defaatle izaha yeltenmemize rağmen mevzumuzun inatla -kafirlerin dayattığı- "ırk türkçülüğüne" sardırılmasına bir kez daha cevap vermeye niyetli değilim. Lakin adeta tırnaklarımızla kazıyarak belli bir merhaleye getirdiğimize inandığım mücadelemizin böyle mesnetsiz argümanlarla (ahmakça) heder edilmesine de gönlümüz razı olmaz. Hidayet'in, İman'ı kemale erdirme gayretkeşliğinin bir tercih ve nasip meselesi olduğunun farkında olanlardanız (Elhamdülillah). İnsanın; "Görenedir, görene! kör'e nedir, kör'e ne! - Yumma gözün kör gibi!" diyesi geliyor!..
"Türk olmak, Türk'ün tarafına geçmek;" Üst başlığıyla gruba gönderdiğimiz tespitlerin bir nevi devamı mahiyetindeki bazı mülahazatı da dikkatinize sunmak isterim. Şöyle ki; Uhud günü "iki gözlü tepenin" (Cebel-i Ayneyn) dünya ganimetlerine bakan tarafına itibar ederek -Rasulullah (Aleyhis Selam) Efendimizin kesin emrine rağmen- terk edenler, bir de -ne pahasına olursa olsun- emre riayet ederek terketmeyenlerin varlığı sarih bir gerçektir. Şimdi bu iki grup Müslüman'ı "İman, İtaat, ve İtimat" nokta'yı nazarından aynı kefeye koymamız mümkünmüdür? Ayrıca İslam Ordusunun Tebuk Seferine çıkmasını fırsat bilerek (bin türlü yalan bahane ileri sürüp sefere çıkmadıkları halde) -Müslümanları fitne, fesat ve tefrikaya maruz bırakmak niyetiyle- imansız münafıklarca bina edilen "dırar mabedini" -Mü'minlere kurulan tuzağı farkedip (durumdan vazife çıkararak)- bu imansızlar'ın yıkıp kafasına geçiren bir "Ehli Fetanet Toplum'un" Asr-ı Saadette neşet ettiğini takdir etmek gerektir. Bu mustakim tasarrufa-yönelişe bigane kalanların varlığı da -yadsınamaz bir gerçek olarak- hafızalarımızda yer etmiştir. Israrımız'ın; "Ehli Fetanet Toplumu" kafirlerin tasallutuna karşı tahkim etmeye ve Müslümanların maslahatına münhasır ihya edebilmeye matuf olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim.
Bu vesileyle "Mavi Marmara" gemi baskınına da -bir fikir vermesi ümidiyle- temas etmek gerektir kanaatindeyim. (Muhlis hoca yanlış hatırlamıyorsam -baskın sırasında- sende gemideydin!)
Bir tarafta;"Şüheda kanlarıyla sulanmış 'Vatan toprağını' parayla satacak kadar şerefsiz değilim" deyu gürleyen "Sultan Abdülhamit Han" -cennet mekan-. Diger tarafta da; "Mavi Marmara da 'Şehid edilen vatan evlatlarına' karşılık 'özür ve tazminat (para) dilenen' -vasıflarını sıraladığımız 'Numune-i İmtisal Milleti' üç buçuk lanetli yahudi nezdinde- rezil eden, hor-hakir ve zelil kılan "müşkil-i hunsa" misali devlet erkanı! "Allah'ın emri, Peygamber'in kavline" değil de, "amerika'nın emri, israil'in kavli'ne" uymaktan imtina etmeyen "kari-i meşhur - baş vezir(rezil)" manzaraları, Heyhat ki heyhat!..
Son söz niyetiyle; "Hepsi bir yanda, ötemizde, karşı kıyıda, karşımızdaki cenahta; Allah'ın emri, Peygamber'in kavli beride, bizim yanımızda. Biz (Türkler) o emrin, o kavlin ardı sıra saf tuttuk." (Elhamdülillah)
İki ayrı "Türklük" arasındaki fark'ın "zifaf ile - zina" arasındaki fark kadar derin ve bariz olduğunu defaatle izaha yeltenmemize rağmen mevzumuzun inatla -kafirlerin dayattığı- "ırk türkçülüğüne" sardırılmasına bir kez daha cevap vermeye niyetli değilim. Lakin adeta tırnaklarımızla kazıyarak belli bir merhaleye getirdiğimize inandığım mücadelemizin böyle mesnetsiz argümanlarla (ahmakça) heder edilmesine de gönlümüz razı olmaz. Hidayet'in, İman'ı kemale erdirme gayretkeşliğinin bir tercih ve nasip meselesi olduğunun farkında olanlardanız (Elhamdülillah). İnsanın; "Görenedir, görene! kör'e nedir, kör'e ne! - Yumma gözün kör gibi!" diyesi geliyor!..
"Türk olmak, Türk'ün tarafına geçmek;" Üst başlığıyla gruba gönderdiğimiz tespitlerin bir nevi devamı mahiyetindeki bazı mülahazatı da dikkatinize sunmak isterim. Şöyle ki; Uhud günü "iki gözlü tepenin" (Cebel-i Ayneyn) dünya ganimetlerine bakan tarafına itibar ederek -Rasulullah (Aleyhis Selam) Efendimizin kesin emrine rağmen- terk edenler, bir de -ne pahasına olursa olsun- emre riayet ederek terketmeyenlerin varlığı sarih bir gerçektir. Şimdi bu iki grup Müslüman'ı "İman, İtaat, ve İtimat" nokta'yı nazarından aynı kefeye koymamız mümkünmüdür? Ayrıca İslam Ordusunun Tebuk Seferine çıkmasını fırsat bilerek (bin türlü yalan bahane ileri sürüp sefere çıkmadıkları halde) -Müslümanları fitne, fesat ve tefrikaya maruz bırakmak niyetiyle- imansız münafıklarca bina edilen "dırar mabedini" -Mü'minlere kurulan tuzağı farkedip (durumdan vazife çıkararak)- bu imansızlar'ın yıkıp kafasına geçiren bir "Ehli Fetanet Toplum'un" Asr-ı Saadette neşet ettiğini takdir etmek gerektir. Bu mustakim tasarrufa-yönelişe bigane kalanların varlığı da -yadsınamaz bir gerçek olarak- hafızalarımızda yer etmiştir. Israrımız'ın; "Ehli Fetanet Toplumu" kafirlerin tasallutuna karşı tahkim etmeye ve Müslümanların maslahatına münhasır ihya edebilmeye matuf olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim.
Bu vesileyle "Mavi Marmara" gemi baskınına da -bir fikir vermesi ümidiyle- temas etmek gerektir kanaatindeyim. (Muhlis hoca yanlış hatırlamıyorsam -baskın sırasında- sende gemideydin!)
Bir tarafta;"Şüheda kanlarıyla sulanmış 'Vatan toprağını' parayla satacak kadar şerefsiz değilim" deyu gürleyen "Sultan Abdülhamit Han" -cennet mekan-. Diger tarafta da; "Mavi Marmara da 'Şehid edilen vatan evlatlarına' karşılık 'özür ve tazminat (para) dilenen' -vasıflarını sıraladığımız 'Numune-i İmtisal Milleti' üç buçuk lanetli yahudi nezdinde- rezil eden, hor-hakir ve zelil kılan "müşkil-i hunsa" misali devlet erkanı! "Allah'ın emri, Peygamber'in kavline" değil de, "amerika'nın emri, israil'in kavli'ne" uymaktan imtina etmeyen "kari-i meşhur - baş vezir(rezil)" manzaraları, Heyhat ki heyhat!..
Son söz niyetiyle; "Hepsi bir yanda, ötemizde, karşı kıyıda, karşımızdaki cenahta; Allah'ın emri, Peygamber'in kavli beride, bizim yanımızda. Biz (Türkler) o emrin, o kavlin ardı sıra saf tuttuk." (Elhamdülillah)
9 Aralık 2011 Cuma
Muhibban-Cevelan'a Notlar; (3)
"Biri mücrim biri cani biri yalan söylüyor
Kusuru samur kürkle kapatılan yamukluğu
Hinoğluhinliği biriciliği birilerindenliği
Biri kalleş biri sümsük birisi aramızda
Silahlı Kuvvetler sigarası umma
Kapatıldığında katıksız hüccet vesikasına
Haysiyet fukarası niçin kurs görsün
Tahkiye yok demektir ihanet varsa
Saltık sahtekarlık staj gerektirmiyor
Biri paso bize kelek atıyor
Belli ki biri gerçekten kabahatli
Var mı sende o biri olma ihtimali
Hani bayılırsın ya sen ihtimaliyata
Alemde bir sen mi kaldın zanlı
Erkeklik ölmediyse efeeem
Efelenmek bir sana kaldıysa
Diyor iseler
Diyorlar ise
Bakar mısın delikanlı!.."
(Bir Vefa Daha - Son İlaveler'den; -İsmet ÖZEL-)
Kusuru samur kürkle kapatılan yamukluğu
Hinoğluhinliği biriciliği birilerindenliği
Biri kalleş biri sümsük birisi aramızda
Silahlı Kuvvetler sigarası umma
Kapatıldığında katıksız hüccet vesikasına
Haysiyet fukarası niçin kurs görsün
Tahkiye yok demektir ihanet varsa
Saltık sahtekarlık staj gerektirmiyor
Biri paso bize kelek atıyor
Belli ki biri gerçekten kabahatli
Var mı sende o biri olma ihtimali
Hani bayılırsın ya sen ihtimaliyata
Alemde bir sen mi kaldın zanlı
Erkeklik ölmediyse efeeem
Efelenmek bir sana kaldıysa
Diyor iseler
Diyorlar ise
Bakar mısın delikanlı!.."
(Bir Vefa Daha - Son İlaveler'den; -İsmet ÖZEL-)
5 Aralık 2011 Pazartesi
Muhibban-Cevelan'a Notlar; (2)
"El hak süzüm süzüm perdelerin iki yana
İki yandan perdelerin hesap sorarcasına
Çekiliniverişlerinde mukim hakikat
Kabir azabına katlanabileyim diye
Yedeğimden ayırmadığım takat
Dama beş taş uzun eşek üçkaat
Noksanım senin öğretmediğindir usta
Kırk körpe akla erenlerdenim yontulmuşum
Berelenmeden geçiverdim ilerisine toyluğun
Döndü günler aylara ısı düzü ediyor terfi
Senden öğrenemezsem ölmeden bir oyun
Usta ölmeden bir oyun öğretmezsen bana
Taşar yok yere köpüğümle ziyan olurum."
(Bir Vefa Daha - Son İlaveler'den; -İsmet ÖZEL-)
İki yandan perdelerin hesap sorarcasına
Çekiliniverişlerinde mukim hakikat
Kabir azabına katlanabileyim diye
Yedeğimden ayırmadığım takat
Dama beş taş uzun eşek üçkaat
Noksanım senin öğretmediğindir usta
Kırk körpe akla erenlerdenim yontulmuşum
Berelenmeden geçiverdim ilerisine toyluğun
Döndü günler aylara ısı düzü ediyor terfi
Senden öğrenemezsem ölmeden bir oyun
Usta ölmeden bir oyun öğretmezsen bana
Taşar yok yere köpüğümle ziyan olurum."
(Bir Vefa Daha - Son İlaveler'den; -İsmet ÖZEL-)
1 Aralık 2011 Perşembe
Muhibban-Cevelan'a Notlar; (1)
"Asılısın konu komşu ne der endişesine
Değildir umurunda hazır yiyen adalet
Hazırdan yiyor adalet Ömer-ül Faruk'tan beri
Sana düştü hazırı sermayeye çevirmek
Hendeğe deveyi hamutuyla devirmek."
(Bir Vefa Daha - Son İlaveler'den; -İsmet ÖZEL-)
Değildir umurunda hazır yiyen adalet
Hazırdan yiyor adalet Ömer-ül Faruk'tan beri
Sana düştü hazırı sermayeye çevirmek
Hendeğe deveyi hamutuyla devirmek."
(Bir Vefa Daha - Son İlaveler'den; -İsmet ÖZEL-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












