29 Ocak 2026 Perşembe

"ÜÇÜN BİRİNİ ALMAK: AKP, MHP, PYD"

"SERMAYENİN SAMUR KÜRKÜ PYD’NİN HÜSRANI (I-II)" "İnsan varlığı ve Türk varlığı ahiret yurdunun esas alınması bahsinde müteradiftir. Çünkü kâfirlerin Geç Antikite diye adlandırdıkları zaman diliminde Kayserin ve Kisranın esasa dünya hâkimiyetini alarak ahiret yurdunun hayrına engel teşkil etmelerinin tasfiyesi Resulü Ekrem’in Risâlet’inin gayesi idi. Aynı gaye hem derebeylikler çağında Türklerin bir vatan sahibi olmaları sırasında, hem de kapitalizm ölüm döşeğine düştüğü günlerde bu vatanı elde tutma ısrarlarıyla tahakkuk etmiştir. Bu son aşamada Araplar dünya malına tamah edip İngilizlerle anlaşarak Türkleri kendi başlarına bırakmış, buna mukabil Kürtler dünya menfaati hatırına ahiretlerini feda etmeyeceklerini beyan ederek başının çaresine bakmaya çalışan Türklere kurşun sıkmaktan imtina etmişlerdir." (İsmet Özel, 16 Haziran 2016) "PYD Rusya’da, İsveç’te açtığı bürolara, medeni dünyadaki saygınlığına rağmen Akdeniz’e uzanan koridoruyla Kürdistan’ı gerçekleştirme bahsinde hüsrana uğrayacak. Çünkü dünyadaki Kürtlerin % 80’i Türkiye’de yaşıyor. Türkiye’de yaşayan Kürtler ise kendi mevcudiyetlerini kendi gözlerinde Türk tarihinden tecrit ederek canlandıramaz. Türkiye’de Türk tarihi dışında kendine yer bulamayan Kürtler yaşamaktadır ve bunlar dünya Kürtlerinin ekseriyetidir.. PYD Kürt ekseriyetin burun kıvırdığı bir Kürdistan için nasıl destek toplayacak?" (İsmet Özel, 20 Haziran 2016) Ve dahası var; "ÜÇÜN BİRİNİ ALMAK: AKP, MHP, PYD" başlıklı yazı; 'Bu üçten ilk ikisi sallantıda ve sarkık, üçüncüsü ise kararsız ve kalkıktır. Bunlardan hüsranını tanımağa namzet kalkış neticesini idrake mahkûm edildiği halde yüzüne henüz karar vicahen tebliğ edilmemiş olan PYD görünüyor. İlk ikisinin ne olursa olsun, herhangi bir şeyi tanıma yeteneği bulunmamaktadır. İşlerin neden bu tarzda döndüğünün tarihi, siyasi, sosyal, felsefi, ekonomik, sosyolojik, sebepleri var; ama ben size vaziyete ışığı kestirmeden tutacak esaslı bir sebep göstereyim: Hayatlarını ipotek etmeksizin yaşayamamaktan maada bunu bahşişe konabilmek mukabili yapan ve netice olarak hayatlarının rehinciye terkinden saadet hissi alan kimseler ikballerini AKP’nin ve MHP’nin ayak sürüyüşünde arayanlardır. PYD bünyesinde ise yaşayabilme imkânlarını hayatlarına ipotek koydurmadıkları miktarda kullanabileceğine inanan kişiler bulunuyor. Uçuk-kaçık sözler mi bunlar? Uçmayanların ve kaçmayanların Tansu Çiller’e Refah-Yol hükümetine rıza göstermediği takdirde divan-ı harbe gideceği tehdidini savuranlardan ibaret kaldığını düşünenler nazarında, evet. Çok şey değil, hemen her şey günlerimizin bilinçsizliğin ve duyarsızlığın süslediği şekliyle geçmesine sebep oluyor. Meselâ görünürde Türkiye’nin alacağının neden sadece üçün biri olup da, dördün biri olmadığını merak etmiyoruz. Dördüncüsünü, CHP’yi neden zikre ve ikrara ihtiyaç duymuyoruz? Bir yandan Türkiye’nin çok partili seçime geçtiği 1946’dan beri girdiği hiçbir seçimi kazanamadığı öne sürülen, diğer yandan TC devletinin anaç partisi, TC resmiyetinin öz partisi olduğu iddia edilen CHP neden hesap dışıdır? Dünya Sistemi onu 27 Mayıs 1960 sabahı kullanışsız şekle getirdi, pratik değerini kaybetti. Görünürde DP iktidardan düşürülmüştü. Gerçekte yok edilen CHP’nin DP’yi seçim yenilgisine uğratma imkânıydı. 27 Mayıs 1960 hareketi bir tür asriliğin Türk milletinden güç alma ihtimalini ortadan kaldırdı. Asrilik ancak Dünya Sistemi lehine görev almağa hazır unsurların birbirleriyle itişmelerine yakıştırılan şey olarak ve Türk topraklarını zapt ü rapta yarayan bir güç haline gelerek kabul gördü. Bilinçsizlikle ve duyarsızlıkla süslenmiş bir algılama bölgesinde benim yapabileceğim bir iş var mı? Hayır, yok. Bu yazıyı yazmağa giriştiğimde size kendimin niçin gerek AKP’ye ve gerekse MHP’ye hayat sahası temin eden dinamiklere uzak, giderek düşman olduğunu, buna mukabil PYD’nin parlaklığını sağlayan dinamiklerle ne derecede dost, o dinamiklerle nasıl içli dışlı olduğunu izah etmek niyetindeydim. Yazı ilerledikçe niyetlendiğim şeyi başarmağa güç yetiremeyeceğimi fark ettim. Yazarlık hayatımın ilk gününden itibaren yanlış anlaşılma ihtimaline kötü gözle bakmadım. Okurun bildiğini okuması beni tedirgin etmedi. Yeter ki, bir şey anlama zevkine talip olunsun. Geçen zaman haysiyet kaybı korkusu getirdi bana. Birileri içlerine çektiği zehri yüzüme üfürsün istemiyorum. Bahaeddin Nakşibendi’nin müritlerinden biri şeyhe şunu söylemiş: “Efendi hazretleri, bize çok güzel, çok manalı sözler söylüyorsunuz; ama bize bunları nasıl anlamamız gerektiğini öğretmiyorsunuz”. Şeyhin cevabı şu olmuş: “Evlâdım, ben sizin önünüze lezzetli ve nadide meyvelerle dolu bir sepet koyuyorum. Sen de bana bunları bizim için yeyiver diyorsun”. Bu naklettiğim hikâye benim halimi izah eder mahiyette değil. Çünkü ben şimdiye kadar kimin önüne armut sepeti koymuşsam dünyadaki bütün armutların sapı, kimin önüne üzüm sepeti koymuşsam dünyanın bütün üzümlerin çöpü şikâyet konusu oldu. Peki, o sulu armutlara, o rengârenk üzümlere ne oldu? Onların hepsi gövdeye indi." (İsmet Özel, 20 Mayıs 2016 'İstiklal Marşı Derneği")
Edit: İ.m.d. portalı (Üçün birini almak:Akp,MHP,pyd) yazısını siteden kaldırmış, bir haber portalı -analiz adı altında- yazıyı sitesine alintilamasa kaybolup gidecek? -Bu Mel'anet de- Bizi dernekten kovduranların bir tertibi olarak kayda geçsin!.

22 Ocak 2026 Perşembe

"Gürcü-arap (GÜRARP) Krallığı?"

"Ben gürcüyüm, hanım arap" diyen siyonistin (aynı suud-siyonist krallığı gibi) veledi "gürarp-biloyu veliaht" tayin etmek sureti ile (amerik-israile de yaslanarak) giriştiği son mel'anet. (Yaban-domuzu kıçı yalayıcı), buldok-sürüsü ak-itler; "DUA ETSİNLER Kİ GÖKTEN KEMİK YAĞSIN, (HADİ YÜRÜYÜN BAKEM) KÖPRÜ ALTINDAN GEÇEN ARABALARI SAYMAYA?" (AHZAB HATTI / HANDAĞI)

16 Ocak 2026 Cuma

-Gazeteci- Serdar AKİNAN Bey'e Cevaben;

Serdar (Akinan) bey; Hendek beld. Başkanlığınnı 1999 - 2014 arası 15 sene yapan bir yamyam, 2015’de vekil seçilerek 34 milyon lira (o zamanki kurdan 30 milyon dolar) borç devrediyor, atama ile gelen başkan 2019'da aday olamıyor ve yeni başkana 110 milyon lira (o zamanki kurdan 20 milyon dolar civarı) borç devrediyor? 2024 seçimlerinde seçimi kazanamayıp kayyum atanıyor ve çok fazla borç devraldığından yakınıyor? Seçimi kaybeden gürcü - yamyamın (900 parça belediye arazisinin 150 parçasını satarak) -sadece- seçim kampanyasına 150-200 milyon lira (dolar kuru ?) harcadığı biliniyor!. Şimdi güya kavga ediyorlar, "SEN ÇOK ÇALDIN - BEN AZ ÇALDIM?" deyu. Daha iki seneyi doldurmadan kayyum "PÜSKÜLLÜ-BELAYI" kasvet sarmış görünüyor? Kimse marak etmesin o çaldıkları fitil-fitil burunlarindan getirilecektir?(bi-İznillah)

5 Aralık 2025 Cuma

اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ "Biliniz ki Müşrikler birer pisliktir" (-2-)

"Ekmek herkese yetecekti aslında, Tarlaya karga dadandı. Ambara fare, fırına hırsız, Memlekete (papaz sikertmesi) harami. Geldikleri gibi gitmediler, Kimi itini bıraktı, kimi bitini, Kimi de piçini, Yoksa bu kadar cibiliyyetsizin, Bizden olması mümkün değil...!!!" (Ahzab Hattı / HANDAĞI)

11 Kasım 2025 Salı

İhsan Eliaçık Zohran Mamdani'yi yorumladı:




"Tüm yeryüzü mabetse, tüm meşru fiiller de ibadettir"

 Havra, kilise ve cami duvarı seyretmeyi ibadet sayanların denizi ve çiçekleri seyretmeyi nasıl değerlendirdiklerini merak etmeliyiz. Biz onların çiçeklerden, kuş seslerinden söz ettiklerini hiç duymadık. Çiçek cennetin sembolüdür. Onların dünyasında çiçek olsaydı dünyayı cehenneme çevirmez, kendileri dışındakileri cehennem kütüğü gibi görmezlerdi!.

7 Kasım 2025 Cuma

Devr-i İstibdad;

 Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdâd,

Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd!

Diyor ecdâdımız makberlerinden: “Ey sefîl ahfâd ,
Niçin binlerce ma’sûm öldürürken her gelen cellâd,
Hurûş etmezdi, mezbûhâne olsun, kimseden feryâd?

Yüz milyon ahâlî üç şakînin böyle mahkûmu
Olup çeksin hükûmet nâmına bir bâr-ı meş’ûmu !
Utanmaz mıydınız, bir saysalar zâlimle mazlûmu?
Siz, ey insanlık isti’dâdının dünyâda mahrûmu,
Semâlardan da yüksek tuttunuz bir zıll-i mevhûmu!”

O birkaç hayme halkından cihangîrâne bir devlet
Çıkarmış, bir zaman dünyâyı lerzân eylemiş millet;
Zaman gelsin de görsün böyle dünyâlar kadar zillet,
Otuz üç yıl devam etsin başından gitmesin nekbet ...
Bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!

Semâ-peymâ iken râyâtımız tuttun zelîl ettin;
Mefâhir bekleyen âbâdan evlâdı hacîl ettin;
Ne âlî kavm idik; hayfâ ki sen geldin sefil ettin;
Bütün ümmîd-i istikbâli artık müstahîl ettin;
Rezîl olduk... Sen ey kâbûs-i hûnî, sen rezîl ettin!

Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
'Bu bir cânî!' dedin sürdün-ya mahkûm eyledin hapse.
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdâna, her hisse,
Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se...
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblîs’e!

Değil kâbûsun artık, devr-i devlet intibâhındır.
Gel ey nâzende hürriyet ki canlar ferş-i râhındır.
Emindir mevki’in: En pâk vicdanlar penâhındır.
Serâpâ mülk-i Türk müeyyed taht-gâhındır
Serîr-ârâ-yı ikbâl ol ki; bir millet sipâhındır .

* * *


31 Ekim 2025 Cuma

"GÜRCÜ-KLANI BİLOYU İŞARET ETMİŞ!."

Bir ay kadar önce -ilçe başkanı ile- ziyaretimize gelen, -merhum- babamın arkadaşı ve ortağı (sabık) m.vekili; "- Biz ak partiliyiz, (gürcü ilçe başkanını işaretle) bunlar da akp.'li demiş idi?" Dün bu videoyu izleyince taşlar yerine oturmuş oldu! "Nasrani Emine hanın, Belalı işaret etmiş?" Ne yaparsa yapsınlar, bu "SİYONİST-KLANİST, MOĞOL SÜRÜSÜNÜ" tarihin çöplüğüne gömeceğiz (bi-İZNİLLAH). (AHZAB Hattı / HANDAĞI)

29 Ekim 2025 Çarşamba

"Cumhuriyete karşı rezillik ve Saray'ın köpeklerinin perişanlığı;"

- Merhum - Ağabeyimiz, "Benim ancak cesedim susar" diyor, lakin cesedinin de susmadığının-susturulamadığının şahidleriyiz;

24 Ekim 2025 Cuma

"EN BÜYÜK SAVAŞ ALANI TÜRKİYE;"

İşte bunun içindir ki, İslam dünyasının günümüzdeki ‘en büyük savaş alanı’ öyle sanıldığı gibi Afganistan, Irak, Libya, Suriye (Filistin) falan değildir; Türkiye’dir. Geleceğe yönelik en büyük etkiler Türkiye’de verilen savaşın sonuçlarıyla belirlenecektir. Türkiye’de son yıllarda verilen Kuvvayı Milliyecilerle saltanat dinciliği, Cumhuriyet mirasıyla geleneksel Emevî-şirk mirası arasında Batı’nın destek ve kontrolünde sürüp giden büyük savaş, Arap Baharı denen lanetli güdümün yarattığı savaşlardan da Suriye (Filistin) ve lrak’taki savaştan da çok daha büyüktür, çok daha anlamlıdır. Özgür yaratıcı benlik haykırışlarının yaşadığımız günlerdeki en güçlülerinin yankılandığı coğrafya da Türkiye’dir. Hedef, Ortadoğu coğrafyasında, İsrail’den daha büyük devlet bırakmamaktır. BOP, işte budur. Sağa sola hiç çekmeden ve büyük bir üzüntü duyarak söyleyelim ki, Müslüman dünya, kendisine kurulan emperyalist tuzağa düşmüştür. Cumhuriyet sayesinde bir istisna gibi duran Türkiye de ayaklarını ve kanatlarını tuzağa kaptırmak üzeredir. 1950’lerden sonra oynanan, Yeşil Kuşak İslâmî, Afganistan'daki Taliban oyunu, şimdilerde yine bizim üzerimizden oynanan İlımlı-İslam oyunu büyük haçlı-siyonist senaryonun muhtelif perdeleridir. İslam bir ‘ilkellik ve dehşet sistemi’ olarak lanse edilebilmiştir. Kinini din, kan dökmeyi ibadet, "oyuna gelmeyi-aldanmayı-aldatmayı" zafer sanan akıl ve aydınlık düşmanı birtakım ciasalcı çeteler aracılığı ile... Son ve kesin zafer, Türkiye'nin düşürülmesiyle elde edilecektir. Ana hedeflerden birincisi Türkiye’dir. On hazırlıklar, Cumhuriyet düşmanı hurafe ve sömürü dinciliğine zaten yaptırılmış bulunuyor. Yaşadığımız günler, hazırlık döneminde ekilen fidanların meyvelerinin devşirilmekte olduğu günlerdir. Emperyalizm ve yamakları, olanca gayretleriyle bunu sağlamanın peşindeler ve tabi ki hüsrana uğrayacaklar!. Cennetin en imrendirici tasvirleri su merkezlidir. Nehirler, bazen saf-bal nehirleri olarak tasvir edilir. Cehennemin belirgin özelliklerinden biri de sudan mahrumiyettir. Cehennem bir anlamda, içilecek vasıfta suyun bulunmadığı yerdir. Şu tasvirdeki kahredici susuzluğa bakın: “Ateş halkı, cennet halkına seslenir: ‘Şu sudan yahut Allah'ın sizi rızıklandırdığından biraz da bize akıtın!* Şu cevabı verirler: ‘Allah, o ikisini de, gerçeği örten nankör-zalimlere haram kılmıştır.’* (Araf, 50} Su, Kur’an’a göre, hayatın, mutluluğun, o arada yeşilliğin, ziraatin de esasıdır: “O küfre sapanlar görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık. Her canlı şeyi sudan imal ettik. Hâlâ iman etmeyecekler mi?” (Enbiya, 30)
17 ağustos 1999 depreminden sonra güya yardım mahiyeti adı altında -Arifiye /Hanlıköy- "Tank-Palet Fabrikalarına" yakın bir mıntıkada, geniş bir araziye kurdurulmuştur. ayrıca bir ilk-öğretim okulu da yaptırılmış ve ülkemizin müstemleke haline getirilmesine ivme kazandırılmıştır!.