21 Aralık 2016 Çarşamba

ENSAR-MUHACİR KARDEŞLİĞİ(TÜRK MİLLETİ) DÜŞMANI MÜNAFIKUNA, MEDİNE VESİKASINDAN;


Bismillahirrahmanirrahim, 

Onlar(Ensar ve Muhacir -r. a. ecmain-), insanların içerisinde tek bir ümmettir(millettir)'ler. 

Müminler, aralarında doğrulukla diyet ve fidyesini ödemedikleri bir borçlu veya fakir bırakmayacaklardır. Hiçbir mümin başka bir müminin kölesiyle ittifak etmeyecektir. Takva sahibi olan bütün müminler, müminler arasında fesat, düşmanlık, zulüm ve kötülük isteyenlere, kendilerinden olup da azıtanlara karşı olacaklardır. Kötülük yapan, zulmeden içlerinden birinin çocuğu dahi olsa, hepsinin elleri onun üstünde(ona karşı) olacaktır. Bir kafire kısas olarak, bir mümin diğer bir mümini asla öldürmeyecektir. MÜMİNE KARŞI KAFİRİ DESTEKLEMEYECEKTİR. Allah'ın teminatı birdir, en aşağı seviyede olanlar bile onunla himaye edilir. MÜMİNLER, BÜTÜN İNSANLARA KARŞI, BİRBİRLERİNİN DOSTU VE VELİSİDİRLER. Yahudilerden bize tabi olanlar için yardım ve iyi örnek vardır. Zulme uğramazlar. Onlara karşı kimse desteklenmez. Müminlerin sulhu birdir. Hiçbir mümin, karşılıklı denk ve adaletli olmadığı müddetçe Allah yolunda savaşta sulh yapamaz. Bizimle savaşan bütün gaziler birbirlerinin peşi sıra mükafatlarını alırlar. Müminler Allah yolunda döktükleri kanlarda birbirlerine eşittirler. Takva sahibi olan müminler, hidayetin en doğrusu ve en iyisi üzeredirler. Hiçbir müşrik Kureyş'e ait bir malı veya bir kişiyi himayesi altına alamaz ve onunla bir mümin arasında engel oluşturamaz. Kim bir mümini öldürürse, maktulun ehli kan hakkından vazgeçmedikçe, kısas yapılarak öldürülür. Bütün müminler böyle bir kişiye karşı yek vücut halindedir. ONUN ALEYHİNE KIYAM ETMEKTEN BAŞKA HİÇBİR ŞEY KENDİLERİNE HELAL OLMAZ. Bu sahifede yazanları(antlaşmayı) kabul eden hiçbir müminin, herhangi bir bid'at-fesat çıkarana yardım edip onu koruması helal değildir. KİM BÖYLE BİR KİŞİYE YARDIM EDER VE ONU BARINDIRIR-DESTEKLERSE, KIYAMET GÜNÜNE KADAR, ALLAH'IN LANETİ VE GAZABI O KİŞİNİN ÜZERİNE OLUR. BÖYLE YAPTIKTAN SONRA DOĞRULSA VE TÖVBE ETSE DE KENDİSİNE BİR FAYDA VERMEZ. 

"BİR ŞEY ÜZERİNDE NE KADAR İHTİLAFA DÜŞERSENİZ DÜŞÜN, SONUÇTA ONU ALLAH'A(C.C.) VE RASULÜ MUHAMMED'E(S.A.V.) BIRAKIN."

(Tezhib-i Siyer-i İbn-i Hişam: s. 124)         

19 Aralık 2016 Pazartesi

FAHİŞENİN DÜZEYİ Mİ, RAHİBENİN SEVİYESİ Mİ?


"Türk hayatı üç aşağı, beş yukarı bir sanat hayatıdır. Türk hayatının bekçiliğini bir burçta Baki Efendi, öbür uçta Karacaoğlan yapmıştır. Bu demektir ki, kendi topraklarında şekil ve renk kazanan Türk varlığı tercihlerinde tutturduğu seviyeyi dilinde ve diliyle yansıttı. Nece konuştuk biz Türkler? Halen nece konuşuyoruz? Okumakta bulunduğunuz yazının başlığında mezkûr sualde aynı kavramı işaret etmek kastıyla zikredilen iki kelimeden hangisi bizimdir? Düzey mi, seviye mi? Biz “biz” isek birimizin konuştuğu her şey yekdiğerimizde işe yarar bir hacim kazanmalı veya yekdiğerimizin hacminde işe yarar bir yer tutmalıdır. Yaramazlığı hoş görmemiz mümkündür; ama bu yaramazlığa taraftar olduğumuz anlamına gelmez. Tarafında olduğumuz mânâ müşterekliğidir.     

Bu yüzden hiç kimsenin gayr-i müslim dünya söz konusu olduğunda bu dünyanın öncelikle anti-Türk karaktere büründüğü gerçeğine dirsek çevirip itikadî kemali fark etmesine imkân yoktur. Ekmeğini küfre hâkimiyet hakkı tanıyarak yiyenler şimdiye kadar bu seviyesizlikleri sebebiyle kendilerince bir düzey tutturma oyunu başlattı. Bu oyuna galibiyet açlığı hisseden herkes girdi. Oyunu kuranlar İkinci Meşrutiyet’le müsavat isteyip aradıkları eşitliğe AKP vasıtasıyla kavuştu. İşte bu vetire içinde hiçbir meseleyi halletme kabiliyeti taşımayan cenabetlerin bütün sorunların çözümünü bulduğu bir Türkiye’de yaşar hale geldik. Bu yamuk Türkiye’nin taş çatlasa altı yıllık ömrü kaldı. Selçuklu saltanatından bu güne Türklüğün hiçbir meselesi halledilemedi. Zira Kur’an-ı Kerîm’in nüzul sebebine akıl erdirme niyeti gösteren bir tane olsun Allah’ın kulu çıkmadı. Türk topraklarında yaşayanların bindiği tahterevalli ne fahişenin düzeyinde, ne de rahibenin seviyesinde kaldı. İndi çıktı oyunundan başını alamayan zevat yüzünden Türk toprakları hüviyetine kavuşmuş Diyar-ı Rum’da Cumhuriyet ilân edilmesinin Ümmet-i Muhammet’in ikinci Hicret’i olduğu bilinemedi. Fahişenin düzeyiyle rahibenin seviyesi arasında yapılan tercih Türk tercihi değildir. Kâfirlerin müsaade ettiği kadar Müslümanlık… Mü’minler asla böyle bir Müslümanlığa rıza gösterenlerin seviyesinde değildir. Hiçbir çağda olmamıştır."

(İsmet Özel, 16 Aralık 2016)

Yazının tamamı; http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=1284&KID=62

12 Kasım 2016 Cumartesi

eş-Şehid Muhammed Fatih SAFİTÜRK(1981-2016) "Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten"


"VATAN TÜRKÜSÜ"

Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır
Serhadimize kal’a bizim hâk-i bedendir
Türkleriz ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Türkleriz can verir nâm alırız biz.

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda
Can korkusu geçmez ovamızda, dağımızda
Her gûşede bir şir yatar toprağımızda
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Türkleriz can verir nâm alırız biz.

TÜRK adı her duyana lerze-resândır
Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-u cihândır
Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Türkleriz can verir nâm alırız biz.

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapusu can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Türkleriz can verir nâm alırız biz.

( Namık KEMAL  1840 - 1888 ) - Vatan yahut Silistre'den -

10 Kasım 2016 Perşembe

"İTTİHAD-I İSTİKLAL -3-"


"ONLAR ORTAK BİZ PAZAR
KAHROLSUN ORTAK PAZAR"

Tarih kesintisiz akarken arzın sathında varlığıyla birliğini, birliğiyle istiklâlini izhar eden bir insan topluluğu, terakkinin mevhum hattından münharif ilk insan topluluğu vücut bulmuş ve onun adına Türk milleti denilmiştir. Bu milletin milletliği istiklâlinde, giderek serbestiyetinde mündemiçtir. Helenleşme ve Romalılık istihâleleri geçirdiğinin açık izleri görünen Anadolu toprağının Haçlı Seferleri akabinde İslâm mayası katılarak yeniden yoğrulmasına bir isim takılacaksa bu isim Türk istiklâlinden başkası olmayacaktır. Eğer Türk’ü bileceksek bize onu bildirecek sadece istiklâlidir. Türk istiklâline verilen mânâ ise ancak Türk birliğinden, millet kenetlenmesinden çıkar. Türk milleti istiklâlinden edildiği takdirde birliğinden eser kalmaz. Bu öyle bir millettir ki birliğini kendisi hissetmediği, dünyaya hissettirmediği zaman varlığından bahis açmağa kimse ihtiyaç duymamıştır. Kendini hisseden Türk milleti Türk olmayana öcü gelir. Bütün milletleri olduğu gibi Türk milletini de bina edenin şöyle veya böyle bir muhayyile, şunun veya bunun tahayyül edilmesi olduğu inkârdan gelinemez. O halde Türk milletinin bânisinin neyin tahayyülüne denk düştüğü sualini vaz etme gözü pekliğinden geri durmayalım. Cevap İstiklâl Marşı’ndan geliyor:

"Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı!"

(İsmet Özel,  10 Kasım 2016)

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=1276&KID=62


24 Ekim 2016 Pazartesi

Durdurun şu; "ALLAHSIZ, NAMUSSUZ, VATANSIZ, BÖLÜCÜ" Domuz Çobanı Dölü - Maymunun Çocuklarını!


AKPkk “Büyük Kürdistan” için savaşıyor

Üç yıl önce, Suriye’nin kuzeyi PKK koridoru olsun diye AKP para, silah ve mühimmat göndermedi mi? Hatta PKK ve peşmergeyi Habur’dan sokup topraklarımızı çiğneterek Suriye’ye sokturmadı mı?
Ve şimdi koridoru temizlemek için Türk askeri Suriye’ye girdi. Her gün şehit veriyoruz. Ve askerimiz orada kimle savaşıyor PKK ile mi? Kocaman bir hayır! Rakka’ya girip IŞİD’i bitirecekmişiz. Ama ABD öyle bir rota vermiş ki, aman ha tek bir Kürt teröriste zarar gelmesin! Koridoru temizliyor ama adeta PKK tek kurşun atmadan Türk askeri çekildikten sonra yerleşsin diye.
Ola ki bu çılgınca strateji sonuna kadar gitsin. Rakka’yı Musul’u, temizleyelim (!) ABD, peşmerge ve PKK için. Sonra ne olacak?
BM, ABD, AB, Rusya, İran, Esad, Bağdat diyecek ki hadi çık artık. Buralar uluslararası hukuka göre senin değil. Ne diyeceksin? “Eyyy dünya siz kimsiniz yaaa.”
Nasıl diyeceksin? ABD tankıyla mı, ABD uçağıyla mı, ABD uydusundan aldığı istihbaratla mı?
En beyinsiz insan bile böyle bir deliliğe “vatansever”lik demez. ABD susuyor. Alttan alta veriyor gazı. 100 yıldır bugünü bekleyen Batı emperyalizmi sevinç içinde: “Bir hain-dengesiz bulduk. Kendi ordusunu, kendi devletini tasfiye etti. Halkını ezdi. 100 bin kişiyi hapse attı. Birazcık da Osmanlıcılık oynatalım. Saddam’ı Kuveyt’e soktuğumuz gibi iyice Suriye’ye Irak’a sokalım. Sonra Saddam’ın tepesine bindiğimiz gibi Türkiye’yi de yok ederiz.”
Dış düşmanın tek planı bu… “BOP eşbaşkanı”na, “büyük Kürdistan”ı kurması için biçilen son rol bu. İlk rolü 11 yıl boyunca “demokrasi kahramanı” olmaktı. TSK’yı, devleti yok etti. Güneydoğuyu resmen PKK’ya teslim etti.
Şimdiki rolü de “çılgın diktatör” olmak. En sonunda gelecekler “dünyayı bu beladan, Türkiye’yi de bir diktatörden kurtarmak görevimiz” diyerek İstanbul’u, Ankara’yı bombalarıyla yerle bir edip, Türkiye’nin güneydoğusunu işgal edecekler. AKP de sonunda tarihi misyonunu tamamlamış olacak.

Vatan için çılgınlığa engel olalım

Emperyalistlerin planı bu… Garip bir tiyatro… Sürekli ABD ve AB ile atışıyor. Ama ne hikmetse ABD ve AB buna destek oluyor. Karşılığında bütün ülkeler sıraya girmiş İncirlik’ten üs alıyor. Beyefendi “eyyy ABD” diye kükrüyor ertesi gün ABD’ye Diyarbakır’da dev gibi ikinci bir üs daha veriyor.
Peki, AKP’nin planı ne? Türkiye’yi felakete ve bölünmeye götürecek bir savaşın içteki amacını Gazi'nin uyarısını ezberlemiş herkes tahmin edebilir:
“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
“Şahsi menfaati” için yapıyor hepsini. Ergenekon, Balyoz ve 15 Temmuz süreciyle tamamen yok etmek istediği Türk Ordusu, Türk devleti ve Türk demokrasisinden geri kalan ne varsa Suriye ve Irak çöllerine gömülecek. Sonra da güya hep hayali olan başkanlık ve “özerk kürdistan eyaleti”ni kuracak. Toprak kaybedecekmişiz, Türkiye bölünecekmiş! Ona ne?!
Her diktatörün en büyük hayali savaştır. Böylelikle şahsi menfaatlerini “vatanseverlik” olarak dayatıp, ülke içinde kendi halkına da savaş açabilirler. Ama bununkinin şöyle bir sorunu var. Kendi devletini ve ordusunu yok etti. Askerlerimizin tedavi edileceği bir hastane bile bırakmadı. Ekonominin kanını emdi. Halkı iç savaşın, bölücü terör örgütünü zaferin eşiğine getirdi. Bunun bizi taşıyacağı savaş kesinlikle son felaketimiz olur. Batı bunu biliyor. İzliyor, keyif alıyor. O da artık tüm geleceğini kaybetmiş bugünü kurtarma derdine düşmüş. Kendi siyasi intiharını tüm ülkenin intiharı haline getirmeye karar vermiş.
Musul-Kerkük’ü perşmergeye, Ege adalarını Yunan’a, Kıbrıs’ı Rum’a, güneydoğuyu PKK’ya verenler vatanseverlikten “Gazilik”ten, “Fetih”ten asla ama asla bahsedemez. Gerçek vatanseverlik tarihin gördüğü en vatan haini idare olan AKP iktidarını, ülkeyi kesin bir hezimete sürükleyecek bir savaşa sürüklemekten alıkoymaktır. Vatanseverler ayağa kalkın! Türkiye’yi savaştan koruyun.

Yazının tamamı için; http://www.turksolu.com.tr/gokce-firattan-halka-ve-muhalefete-cagri-turkiyeyi-savastan-koruyun/#

22 Ekim 2016 Cumartesi

Kurt kocayınca maskara olur mu imiş; "it-eniği"?


Kendi öz yurdumda ben miyim garip? 
Beni bir köşeye atan utansın 
Eğilmiyor diye, 'TÜRK'ü hor görüp, 
İti el üstünde tutan utansın! .. 
Oğlumuz sokağa itiliyorken, 
Ve kanına zehir katılıyorken 
Yolda kızlarımız satılıyorken 
Yatağında rahat yatan utansın! .. 
Ne canım mühimdi, ne de rahatım 
Ne kanım kıymetli, ne de hayatım 
Ne bedelim vardı, ne de fiyatım 
Beni üç kuruşa satan utansın! .. 
Ben asiydim, ıslah edemezlerdi 
'TÜRKLERİN' üstüne gidemezlerdi 
Böyle koyun gibi güdemezlerdi 
Beni bu sürüye katan utansın! .. 
Namusumuza el uzatan var ise, 
Böyle durur muyduk, dünyalar dursa 
Şu bayrak yerlerde çiğneniyorsa 
Ayağa kalkmayan vatan utansın 
“Bu devri yıkmayan 'millet' utansın! ..”

(Ali KINIK - "SATAN UTANSIN" Şiirinden;)

9 Ekim 2016 Pazar

"EMİN OLUN(A)MAYAN İMANSIZ, AHDE VEFASI OLMAYAN DİNSİZ"; "Bu millet!" dediğin "İMANLI-TÜRK" ise sen "KİMSİN, NESİN, NECİSİN?" -2-


Biz Türkler sayısı hayli kabarık hödükler zümresinin zannettiği üzere bizim dışımızda kalan ve emrimize giren beşer topluluklarına tavizkar, müsamahakar, toleranslı, hoşgörülü ve onların gönlünü alır tarzda davranmış değiliz. Bilakis, biz Türkler gayri Müslim tebaaya idaremiz altında ancak bir şekilde Müslümanlaşmalarını şart koşarak(icbar ederek) yer verdik. Hükmedici Türk milleti emri altındakilere işine gelir bir kıyafet ayarladı: Esas olanın Yahudilik değil, Musevilik olduğunu, Hıristiyanlık değil, Nasranilik olduğunu, Şiilik veya Alevilik değil, Caferilik(beşinci mezhep) olduğunu müşarün-ileyhe kabul ettirdi. Türk gözü Yahudi'de Musa aleyhisselama ümmetlik eden Musevi'yi gördü. Hıristiyan, Türk gözünde Nasıralı İsa aleyhisselama ümmetlik eden Tersa idi. Şii veya Alevi zümrelerin Türk'ten farkları İmam Cafer'in partizan takipçileri olmalarındaydı.

Neden Türk'ün üzerlerine sardığı keyfi kıyafetlere Türk olmayanlar itiraz etmedi? Gerek Doğu'da ve gerekse Batı'da bu saydıklarımızın haricinde kim varsa onlarla devamlı mubareze(kavga) halinde olan Türk'ün yaptığı bu apaçık tahrifat niçin hiçbir aksülamel celp etmedi? Çünkü bilhassa Selçuklulardan başlayarak Türk'e 400 sene boyunca itiraz eden kim olduysa unutması imkansız bir ders almıştı. 12'ci Hıristiyan asrından 1571 İnebahtı(Leponto) hezimetine kadar şarktan ve garptan hiç kimse Türk'e söz dinletememiş, Türk'ü kendi dünyevi alakalarının avami hizasına çekememişti. Müsbet olan asaleti ve karakterindeki şaşaa ile fark edilebilen Türk'ün mağlup edilemeyeceği kanaatiydi. Türk'ün mağlup edilebileceği asla kimsenin aklına sığmıyordu. Hele bilhassa Mohaç(1526) sonrası Avrupalı hakim zümrelerin içinde Türklerin kendilerini tarihten sileceği korkusu taşıyor olması dikkate değer; ama asıl dikkat edilmesi gereken husus Türk hakimiyeti altında olup da kendini Türk hissetmeyenlerin ufuklarına neyi yerleştirdikleridir. 

Kendini Türk hissetmeyen ne kadar unsur varsa hepsi Türk'ün mağlup edilebileceğini fark edip dolayısıyla kendilerine efendilik edemeyeceğini öğrenir öğrenmez yollarını yükselen dünya güçlerinden birine hizmetle bulabilecekleri fikriyle hareket etti. Yükselen dünya güçleri demek bütün işlerini kapitalizmin akıbeti seviyesinde kendi hükmedici milletinin mümtaz bir yeri olduğu iddiasıyla gören demekti. "Kapitalizmin akıbeti"... Batı'da feodal hayat tarzı sonrasında doğan gücün mahiyetini, keyfiyetini ve kaidesini öğrenebilmeye yarayacak anahtar ifade budur. Kendini Türk hissetmeyen anasırın kaffesi kurtuluşunu burada, kapitalizmin akıbetinde aradı. Kapitalizm niçin vardı ve kapitalizme neyi temsil ettiği zaman kapitalizm deniyordu? Nasıl olmuştu da kapitalizmin yürürlüğü rakipsiz hale gelmişti? Kur'an dilinde "ö" sesi bulunmadığı için doğmuş Türk kelimesi nereden kapitalizmle ilişkilendirilecek? Kapitalizmin akıbeti bahsinde Türk kelimesinin anılması mümkün müdür? Kapitalizmin akıbeti bahsinde Türk kelimesinin anılma ihtimali var mıdır? Türk kelimesi kapitalizmin akıbeti bahsinde mutlaka ve muhakkak anılmalı mıdır?

Kendini Türk hissetmenin faydası yukarıdaki suallerin zorlanmadan cevabını buldurmada tezahür eder. Eğer kendinizi Türk hissediyorsanız Batılılaşma, Aydınlanma, Modernlik, İlerleme, Gelişme, Değişim, Trend ve benzeri kavramların tek kelimede toplanıp birleştiğini fark etmiş olursunuz: Kapitalizm. Buna tarihin akışı içinde isterseniz 'American way of life' (Amerikan yaşam tarzı)'da diyebilirsiniz. Kendini Türk hissetmeyen herkes hayatta bulunuşunun mazeretini kapitalizmin akıbeti bahsi dahilinde arayacaktır. Dahası, bunlar geleceğe dair bütün planlarını kapitalizmin akıbeti uyarınca yapmışlardır. Kurtarılmak isteyenler bunun her an güme gitme ihtimali olan kapitalizmi kurtarma yükü altına girmeden yapılamayacağını biliyor. Türk aleyhine dönen dolabın suyu sermaye hakimiyeti deresinden geliyor. 

Biz Türkler hali hazırdaki günlerimizi vaktiyle dışımızdakilere din dayatmış olmanın cezasını çekerek geçiriyoruz. Müslüman postuna bürünmüş irili ufaklı anasının gözü (mel'un)para babaları bir eliyle kaşınıp diğer eliyle bizim kabamıza cimdik atıyor. Türkleri arzın sathında sınıf meselesiyle kimlik meselesini bir çırpıda halleden millet vasıflarıyla tanıyamayanlar başlarına ne geleceği meselesinin tamamen cahilidir. Dünya çapında akademik alem Batı Medeniyeti veya sadece Medeniyet denilen şeyin Türk'e ötekilik etme temayülünün bir hasılası olduğu gerçeğini es geçiyor. 

Garbın afakını sarmişsa çelik zırhlı duvar
Benin iman dolu göğsüm gibi serhaddim var
Ulusun, korkma! nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?

Kafir şaşırtmacası olarak cereyan eden şeyin içinde ne var? Bu şey kapitalizm, medeniyet, modernlik, evrim, gelişme ve benzeri ıstılahların nasıl aynı hadisenin farklı merhale ve/veya veçhelerine isim bulma derdinin tezahürleri olduğunu belli etmeme göz bağcılığına havidir. Bu yoldaki bütün el çabuklukları Avrupa tarihi olarak bilinir. Arzın sathında bir Türk vatanı doğmasından itibaren bu vatanı abad eden Türk'ü devre dışı bırakmak için bir şeyler oldu. Kafir şaşırtmacasından başını alabilen kişi önce temel atma törenini İtalyan site devletlerinde XIII. Hıristiyan asrında hem "yıkıcı rekabet" ve hem de "azami kar" düsturlarının gölgesinde yapan kapitalizmin Türk düşmanlığını ve/veya Türk korkusunu başlattığını görür, görmelidir. Sermayenin her şeye tahakküm edebilmek için muhtaç olduğu teraküm ve temerküz kolaylığı ise kıta Avrupa'sının felsefeyle, bilimle, sanat, teknik ve kültürle beslenen, netice-i halde kendini haklılaştırma melcesini Türk karşıtlığında bulan tedbirlerden temin edildi. 

Biz Türkler de dahil hiç kimse kapitalizmin düşünülen en mücerret haliyle bile Türk düşmanlığıyla ayakta durduğunu anlayabilmiş değil. Kafasına geçirdiği beysbol(baseball) kasketiyle mücahit havası atma hevesine kapılanlardan kimin ne beklediği ise yutulmuş bir hakaretin(mel'anetin) bayrağını dalgalandırıyor. (Devam edecek - İNŞAALLAH)

"ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED"

(İsmet ÖZEL - Çelimli Çalım 11'den;)

18 Ağustos 2016 Perşembe

TÜRK TARİHİNİN NERESİNDE? EL-CEVAP: "ŞÜPHESİZ Kİ, EN KRİTİK YERİNDE!"


Bir milletin millet olmasını temin eden tek şey onun hasmının kim olduğunun tayinidir. “Bir millet hasmıyla var olur.” Hatta isterseniz daha düzgün bir ifadeyle, düşmanıyla varolur. Ya da “asla onun gibi olamayacağı bir şey karşısına çıktığı zaman bir millet kendisi olur.” Yani bir yerde bir milletten  önce düşmanını görürsünüz, ondan sonra o millet görünür. O yüzden yani kavimlerle millet meselesini anlamak imkânsızdır. “Türk Milleti’nin bütün tarih boyunca hasmı bellidir. Hangi kavme mensup olursa olsun kâfirler(gavurlar) Türk Milleti’nin hasmı olagelmiştir.” Onun için dilimizde açıkça yerleşmiş olan bir şey vardır. Soru her zaman “Türk mü, gâvur mu?” şeklinde sorulur. Yani hiç kimse “Türk mü, İtalyan mı?” diye sormaz. Türk mü, gâvur mu? Yani insanlar normal olarak, yani Türk’ü tanımak için ortada bir gâvur olması lazımdır. Onun için gâvur ortadan kalktığı zaman Türk buharlaşır gider. Eğer gâvur yoksa Türk hiç yoktur. Yani gâvurun olmadığı yerde Türk’ün olmasına imkân yoktur. “Oh, ne güzel! Ne gâvur var ne Türk var!” diyemezsiniz. Gâvur yoksa Türk hiç yoktur. Ancak bir yerde gâvur varsa, gâvur olmayanları ayırırsınız, onlar Türk’tür. Ama “Ben hem Türküm, hem gâvurum” diyorsa birileri, onlar… İşte…

Ben ahlaki mekarimi(keremleri) tamamlamak üzere gönderildim ihbarı bizlere kadar ulaşan bir Peygamber(Aleyh es-Selam)'ın milletinden birine “Senin güzel ahlak ile alakan ne?” diye sorulduğu zaman verecek cevabı olması lazım. “Ben güzel ahlak ile ilgiliyim, şu şu şu sebepten ya da şu şu şu şekilde” diyebilmelidir. Bunlar olmadığı zaman ortada namussuzların namuslulara kendilerini şirin göstererek haksızlık yaptıkları bir darmadağınık ortam çıkar ki bu herkesin aleyhine olan bir durumdur. 


(İsmet ÖZEL - 16 Mayıs 2008 / KONYA)

14 Ağustos 2016 Pazar

!!!.......


"Kur’an-ı Kerîm’in nâzil oluşu Allah katında değer arayanlara sunulmuş bir imkândır. Kur’an bir şiirdir diyenler bu imkânı küçümsemiş, Kur’an esatir-i evvelîndir diyenler bu imkâna husumetini belli etmiş olur. Her Müslüman tahsil hayatını “rabbim Allah, kitabım Kur’an” diyerek tamamlamış olur. Aramızdan bu “rabbim Allah, kitabım Kur’an” müfredatı uyarınca yüksek tahsil yapmış olanları büyüklerimiz biliriz. 93 Harbinde askerlik yapmış her iki dedemin de büyüğüm olduğunu ben biliyorum. İstiklâl Harbi’ni verenler ya 93 Harbi mağdurları yahut onların oğullarıydı. Gözleri kendi gözleriydi, gözlerini gâvurdan ödünç almamışlardı. Kiralık ruh, veresiye hayat bahsi kapanmadıkça Türk tavrıyla bağ kuramayacağız. Hiç kimse halis adamların 1918’de başlattıkları İstiklâl Harbi’ne Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almağa niyetlenenleri ayaklar altına almadıkça devam edemez. Bunu bir şair söylüyor. Şairden başkası bunu söyleme gücüne sahip değil."

(İsmet Özel, 18 Ocak 2017)

11 Ağustos 2016 Perşembe

"EMİN OLUN(A)MAYAN İMANSIZ, AHDE VEFASI OLMAYAN DİNSİZ"; "Bu millet!" dediğin "İMANLI-TÜRK" ise sen "KİMSİN, NESİN, NECİSİN?" -1-


Türk aleyhine dünyanın her yerinde, her kilometre karesinde dolap döndürülüyor. Dolabın dönmesinden duyulan memnuniyet hem dolabı döndürenlere aittir, hem de dolap 'dingiliyle' birlikte ve kendi etrafında fırıldak gibi dönen 'ahmak sürüsü'ne. "TÜRKLER KENDİ BAŞLARINA NE GELDİĞİNDEN HABERDAR MIDIRLAR? TÜRK ALEYHİNE DOLAP ÇEVİRENLERİN HANGİ NAMUSSUZLAR OLDUĞUNU BİLİYORLAR MI?" Başkalarını bilmem; ama bir Türk, kalın bir Türk olarak ben biliyorum: Mahut namussuz makulesi kampının bir yanını kendileri "sahip" denilerek çağırılanlar, yani yer kürenin hegemon sahipleri dolduruyor. Kampın daha geniş diğer yanında ise hegemonyanın "salikleri" var. Dolap fırdolayı dönüyor. Döndükçe hızını artırıyor.

Dönme dolap  dönmeyecek ve dönüşü hızlanmayacak olursa sahipler yerlerini terk etmeye zorlanacak ve bu yüzden artık kendilerine sahip denilmeyecek. Dolap dönmediği takdirde salikler(münafıkun) güruhu da etiketten mahrum bırakılacak. Çünkü sahipler modernliği saliklere cici bildirdi. Haslık çeşmesini kurutan zihin kontrolü faaliyetine 'tahsil hayatı' deniyor. Sahipler modern eğitim vasıtasıyla gariban saliklere diploma adıyla birer bilet kesmekle kalmadı, bir de her birinin üzerine Dünya Sistemi nezdinde muteber olduklarını temin gayesiyle birer 'etiket' yapıştırdı. Ömürlerini kampta tüketenlerin hepsi hayatlarının tadına içlerine salınmış bulunan "etiketsiz kalma(hesaba katılmama)" korkusuyla varıyor. Onlar ne kadar korkuyorlarsa dolap o kadar gıcırtısız dönüyor. 

Seferberlik dedikleri faaliyetten bekledikleri hiçbir sonucu elde edememelerine rağmen Türkler kendi aralarından "MELEKLERİN YARDIMINA İNANAN" kısmı öne çıkararak bütün hesapları bozdu. Dünya Sistemi dört işlemli hesabını "Sakarya Meydan Muharebesi" akabinde yeniden yaptı. Sistemin lortları hesaplarının bir daha bozulmasına fırsat vermemek kastıyla 100 senedir arzın sathında Meleklerin yardımına inanan Türklerden bir tane bile bırakmama çabasına dalmış durumda. 

Türkler kendi bileklerinin gücüne değil, meleklerin yardımına iman edenler idi. 1916'ncı Hıristiyan yılında Mekke kalesinden Türk bayrağını indirenler ise Meleklerin değil müttefiklerin yardımına güvenmişlerdi. Dünyanın bugün aldığı şekli işaret edip güvenlerinde ne kadar haklı oldukları iddiasıyla kendilerini avutuyorlar. "Domuzdan post olmaz" diyenleri bid'at ve hurafe ehli sayıp servetlerini her gün biraz daha müttefiklerin müttefiki olmaktan edindiler. Bu minval üzere sebeplerdendir ki Türk üstünlüğünün kabul görmediği sahaların tamamında İslamın neye taalluk ettiği gayr-i Müslim otoritelerin insafına terk edildi. Yine aynı sebepten ötürüdür ki, Hakkı dile getirenin İslam'ı kefereye beğendirmek kastıyla sözlerini tanzim edenler arasından çıkmasının mümkün olamayacağını anlamış zevatın tamamı hem İslam'ı alenen reddedenlerin ve hem de İslam'ı gerek alenen ve gerekse üstü örtülü bir biçimde takbih edenlerin(kınayanların) kurduğu tuzağa yakalandı. Bu tuzağa düşenlerin hali acınasıdır. Çünkü bunlar İslam'ı takbih ettiği(kınadığı) halde İslam'ın mümessili kabul edilenlerin yerlerini sağlamlaştırdı. 

Neyin gerçekte ne şekilde cereyan ettiği ile neyin, kim tarafından, ne şekilde anlaşıldığı arasındaki fark Türk vatanında dünyanın her yerinde olandan ziyadedir. Bu yüzden kafası çalışanın kim olduğu her yerden ziyade Türk vatanında ehemmiyet kesp etmiştir. Sanmayın ki, Türkler kafalarını çalıştırıp bir vatana sahip çıkmışlardır. Hadise bu topraklara mahsus bir tarzda tezahür etti. Kafa çalıştırma hüneri gösterenlerin Türk olma tercihinde bulunuşları "orta yere hükmedici bir millet ve o milletin vazgeçemeyeceği bir vatan" çıkardı. Birbiriyle ne insanlar, ne de insani faaliyetleri kaynaştırılmıştı. "TOPRAĞIN RUHU VE İNSANIN KAVLİ..." Birbiriyle kaynaşan bunlardı, bu ikisiydi. Bugün "Türk İstanbul" meselesi Türk milletinin kaderinin tayininde yerine daha bir önemlisi konulamayacak tek meseledir ve fakat tecelli bizi hep hayrete düşürmüştür: Türk vatanı İstanbul'un fethinden önce doğmuştu.

Günümüzde Türk vatanından bahsetmek resmi otoritenin aleyhine bir faaliyettir. Tabiatıyla resmi otorite kendi aleyhine bu faaliyeti yasaklamıştır, yasaklayabilmiştir. Çünkü artık Türkiye'de İstiklal Harbi başlangıcında olduğu kadar bile bir "HÜKMEDİCİ MİLLET" yok. Hükmedici bir milletin varlık şartı o milletin zihinlere yani dile ve dine(lisana ve itikada) hükmediş tarzında aranmalıdır. Lisanın ve itikadın insan hayatına verdiği şekil çeşitli sebeplere bağlı olarak zarar görebilir, eğrilip bükülebilir; ama benimsenen şeyin insan hayatı olduğu her yerde ne lisanın, ne itikadın vakitlice vurduğu damgayı silmek mümkündür. Eğer insan hayatının diğer mahlukatın(cematın, nebatın, hayvanatın) hayatından bir farkı aranırsa, bu fark insanın idame-i hayat düzenini zihniyetine kenetleyişi dolayısıyla bulunacaktır. (Devam edecek - İNŞAALLAH)

"ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED"

(İsmet ÖZEL - Çelimli Çalım 11'den;)                

31 Temmuz 2016 Pazar

TÜRK VATANINI İŞGALE AÇMAK İÇİN "KAHRAMAN TÜRK ORDUMUZA" DARBE YAPAN "SOROS-PU ÇOCUKLARI" KİMMİŞ BAKAYIM?


"HİZMET EDELİM GERÇEĞE;"


Hizmet edelim gerçeğe
Ol Şahı Merdana karşı
Varalım ulu divana
Muhammed servere karşı

İki cihan seven yâri
Gönül bi vefadan farı
Sıralandı el katarı
Azmeyle didara karşı

Yürü menzile yete gör
Küfrü imana sata gör
Kadim ikrarın tuta gör
Ahd ile peymana karşı

Hakk dedim meydana geldim 
Mürşidimsin sana geldim
Ateşinle yana geldim
Şem'ası pervane karşı

Şükür Hakk ile pazarım
Hakkın kelâmın yazarım
SADIK der bahri yüzerim
O yüzden ummana karşı.

22 Temmuz 2016 Cuma

"SEYYİD'ÜL BEŞER YETEHADDESU ANİL MEHDİYY'İL-MUNTAZAR" (İnsanların Efendisi(S.A.V.) Beklenen Mehdiyyeti Haber Veriyor, Müjdeliyor)


"Mehdi" bir 'isim' değildir, "hidayete erdirilmiş, Allah(Azim eş-Şan)'ın Hakka hidayet ettiği kimse" manasına bir 'sıfat'tır. Ve bir şahıs hareketı değil, "Aziz Türk Milleti" ile müteradif bir "Ehl-i Fetanet Toplum" hareketidir. Bizim için malumdur ki, İsa(Aleyh es-Selam)'ın nuzulüne müteakip "Mehdiyyet Ordusu"na (namaz kıldırması için)imamet teklif edildiğin de; "Allah(Azim eş-Şan)'ın bu Ümmete(Millete) bir ikramı olarak bazısı bazısına 'Veli(Mevla)' kılınmıştır" kavli üzereyiz. Mehdiyyet; Rasulullah(A.S.)'ın sünnetine ve Raşid halifelerinin sünnetine sarılan kişiler olacaktır. En çok ihtiyaç duyulan bir anda çıkılacak; Sünnet diriltilecek, zulüm ortadan kaldırılacak ve adalet yayılacaktır. Haddi zatın da Aziz Türk Milletinin (hassaten)mel'un-münafıkun'a karşı tarih sahnesine çıkışı da bu mes'uliyete binaen hasıl olmuştur.

"Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz, hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir." (Ankebut-69)

"İşte Allah ve Rasulünün vaad ettiği. Şüphesiz ki Allah ve Rasulü doğru söylemiştir." (Ahzab-22)

"O'nun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz" (Sad-88)

Rasulü Ekrem efendimiz buyurdu ki; "Ümmetimden kıyamete kadar, Hakk üzere olan bir toplum daima var olacaktır. Benim sünnetime ve 'hidayete ermiş' Raşid halifelerimin yoluna uyun, onlara azı dişlerinizle(sımsıkı) sarılın, işlerin sonradan çıkanlarından(bid'atlerden) de sakının."

"İslam garip olarak başladı, başladığı hale geri dönecektir. O halde müjdeler olsun 'Guraba'ya(Gariplere)." (Müslim-kitab'ul iman)

"Guraba'ya müjdeler olsun. Onlar Benden sonra sünnetimden insanların bozdukları şeyleri düzeltenlerdir." (Tirmizi-iman)

"Onlar atalarımdır; bana onlar gibi olanları getir!
Bizler bir mecliste toplandığımızda, ey Cerir!"
   
Yine Rasulü Ekrem efendimizden bizlere ulaşan habere göre; "müslüman(olduğunu iddia eden) topluluklar bir birleriyle savaşmadıkca(yani bir birlerini boğazlamadıkca) kıyamet kopmaz" buyurmuştur. Mü'min'lerin ikinci halifesi (emir el-Mü'minin)Faruk-u Azam(R.A.)'ın kendisine süikast düzenleyenin gayr-i müslim olduğunu öğrendiğin de; "Kanımı bir Müslümanın eline bulaştırmayan Rabb'ül Alemine hamd-u senalar olsun" itikadınca ifa ettiği şükr-ü niyazı, günümüz ahir-zaman hadisatını da anlamlandırmamızı icbar eden bir 'haber-i sahih'dir. 

Bu ramazan bayramı namazı Mescid- Nebevi'de karşılaştığımız Hizb'ul Tahrir'ci(-Ürdün menşei-kurtuluş partisi) taraftarı bir kişinin anlattıkları da ibrete şayandır. Bize aktardığına göre; Ankara'dan cihatçı-islamcı müddeisi bazı kişiler işid, öso ve türkmen cephesi vb. gruplara katılmak için harekete geçtiklerin de tabi olarak; "Sizler(son tahlilde aynı milletin çocuğu, Müslümanlar olarak) nasıl bir birinizi boğazlayıp, katl edeceksiniz?" sorusunu yönelttiğimiz de her grup mutasıbı ayrı ayrı, "bizler hakk üzereyiz, onlar batıl!!!" iddiasından gayri verecek bir cevap bulamadıklarına şehadet etmiş idi. 

Şimdi de Biz soruyoruz; "Saltanat ve ikballerinin devamı, hizmet ettikleri siyonist-emperyalizmanin Türk Vatanın da sömürü planları'nın ihyası adına Müslüman Türk Çocuklarını şeytani emellerine alet eden-icbar eden, katl-olası, kahr-olası; saltanatçı-kavmiyetçi, süfyani-münafıkun kimlerdir? Ve bu 'danışıklı-Daiş'ci melain kumkuması nasıl fark edilememiştir?" Milletimizi ordusunun üzerine kalkışmaya iten, mecbur bırakan, (emperyalizma tarafından en az sorunla işgaline zemin açılan)Türk Vatanını onulmaz bir kaos ortamına mahkum eden; "(atlantik ötesi)amerikancığı müshil-keşiş oğlanları, bop-sarayın mel'un-münafık nonoşları ve (mert-gavur ayaklarına yatan)kemalist-dinsiz-donsuzlar güruhatı değil'midir?" 

Bu 'Aziz Türk Milletine'; "(domuz-çobanı döllerinin)KAHR ETMESİDİR, GADR ETMESİDİR, KAST ETMESİDİR" Şüphesiz ki hesabı (er yada geç)en ağır biçimde sorulacaktır. Bu vb. sapık-münafıkun; "Körüğün demirdeki pası eritip, söküp attığı" gibi "Medine-i Münevvere(Türk Vatanın)'dan hor-hakir ve zelil bir halde sökülüp atılacak, o murdar cisimleri (uyuz köpekler gibi)itlaf edilecektir.

"İstikamet üzere olma endişesi ile kendi din-i imanımıza taalluk eden esasları sahih olarak tespit etmek, hem kendi yerimizi bilmek, hem de kafiri olduğu yere koymamak zulmünü irtikab etmemek titizliğiyle deriz ki; İslam Davası gütmeyen, Türk Vatanı'nın Kabe'den başka "Kıble"sinin, İslam dışında bir istikbalinin olabileceğine inanan kafirin tekfiri abestir. İslamcılık numarasıyla ümmet-i Muhammed'in sırtından elde ettiği ile dünyada sefa süren, ve/veya Türk oğullarının tanassur ederek(Amerikanlaşarak) gavur elinde maskara olması için suret-i haktan görünen münafığın yeri ise Kur'anı Mübin'in de şehadetiyle "Derk-il Esfel" cehennemin dibidir." (Çelimli Çalım - 8'den;) 

"Niceleri vardır doğru sözü ayıplayan;
Hasta bir anlayıştır, onları yanıltan."

"ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED"

(17 Şevval 1437-Cuma Medine-i Münevvere) 

12 Temmuz 2016 Salı

HULUSİ PAŞA "AZİZ TÜRK MİLLETİ" HARİÇ, HERKESTEN YANA TARAF MI?

"Yalçın Küçük hesapların adamı ısrarla bu sapık-münafık, yahudi-emevici güruha 'medine-müslümanları' yakıştırması yapıyor. Ve tarihi kasden-hile ile tahrif ediyor. Aziz Türk Milletinin siyonist-emperyalizmaya karşı azim mücadelesini tahrif ve manipüle etmek istiyor. Medine-münafıkununun yahudi(kureyza-nadir-kaynuka) ile işbirliğinin Medine de 'İman sahibi Müslümanlar'a nasıl ihanet edip, düşmanlık ettiğini pekala bildiği halde bilmezden gelip, alçaklık ediyor. Küçük efendi, bu 'Aziz Millet'in kimin ne olduğunu, aslında neye hizmet ettiğini(fikr-ettiğini) kavramış olmalı ki son bir çırpınışla bop-saraydaki "namert-kafirlere" güya "mert-kafirlik" pozlarıyla destek atmaya yelteniyor. Çerkez-gürcü-abaza her türden yahudi-kavmiyetcisi, kafkas-oğlanları güruhunun 'Türk Vatanın'da nasıl bir mel'anet çevirdiği artık faş olmuştur. Kudurgan-itler gibi beyhude kıçınızı yırtmayınız!."
(12.7.2016 - Medine-i Münevvere)
 

23 Mayıs 2016 Pazartesi

"İ.M.D. DÖRDÜNCÜ OLAĞAN GENEL KURULUMUZ YAPILDI"



Hayrların ihyasına, şerlerin def'ine vesile olsun İnşaallah. Mevlamızdan, yeni yönetimin küfre karşı ayaklarını sabit-kadem kılmasını niyaz ederiz. Allah(Azim eş-Şan) sadrlarını genişletsin, sabır ve sebatlarını artırsın İnşaallah(amin-ecmain). 

Yaşar Ali - Medine-i Münevvere


23 Mart 2016 Çarşamba


Şerha şerha inşirah
kaim mi bir iklimin sathında
hatıran, hatırımı sarsın
imanım, kan ile zan altında..
müstebit tedip eder,
kasd-u fasit hattında
mirin, irin irin mürailik raksında..
salt eziyet ki meziyet ahvalim
salmışım mekarimi
vatansızdan hazzetmedim, hazzetmem
kakılmışım, havf ve reca aksında..
yetimin o kahreden bakışı
İlahi, hem vallahi billahi
gerilemem mücahade farzında..

(14 C.Ahir 1437 - Medine-i Münevvere)

25 Şubat 2016 Perşembe

"(KAHPE BİZANS) -NATOĞLANINA-"


Meşakil ilm-i hilaf'u cedel
taşlıtarlanın kopili
casino da erkete
-kerhanede peçete-
ecinni, cin mi cin
keferenin kefeni dantel
tırım tırım "yıldırıym"
"barto eziz-fenari" -koç'un g..ü kenarı-
anında ceza al(a)nına şandel 
kalk alsan ya "top-sakal"
top ki ne "top" 
'em(mi)me gömme-banyo'
aspava yakarışı dayan,
'dayın'mıy mış, dayamış mı?
perçemi jöleli entel
popo-lüks de "kafkasi pergel"
kahrolası ölçtü biçti,
nasıl da ölçtü biçti?
andaval "natoğlanı" forfoloşu
halka yapıp böğürttü,
"yalı kazuğu - bitnel.."

(Yaşar Ali - 14 C.Evvel 1437 - Medine-i Münevvere)

12 Şubat 2016 Cuma

Ofli Bel'ama İstinaden;

dünyevi kar-zarar sarmalın da 'münafık'
'ukba'ya, kazık üstüne kazık
bop-tepeye destek atar
gaye; gündem saptırır
gürcü sapığa maşuk..
kaşıkla, kepçele, kelepçele
kıç yorozdan "deyr ez-zor"
müte'necis' pisişik..
'arap bacın' kiliseye mum diker,
'yüskek-ökçe kartmazel'i kim s...r?
caiz mi, la-yecuz mu?
bir çift laf niçün etmen?
kaşarlanmış pısırık..
elinde 'vahhabi'ci kantar
tıkmış kafayı malafata,
biteviye 'apış arası' tartar..
kuru mu '(a)sosyal doku'
ula bu nasıl koku?
'mescid münavele'den lanetli,
bre müşrik mustandık
sardı mı bacayı korku?.

(Yaşar Ali - 3 C.Evvel 1437 Cuma - Medine-i Münevvere)

20 Ocak 2016 Çarşamba

"TÜRKLÜK ALLAH’A KUL OLMA KILAVUZUDUR"

-ALTIN SİLSİLE-
Peygamber-i Azam(S.A.V.)
Faruk-u Azam(R.A.)
İmam-ı Azam(Rhm.)
Müceddid-i Azam(Rhm.)
Mütefekkir-i Azam(Hfzh.)
-İSPATI AŞAN FİKİR-

“Kullanma ne demek? Arapçada istimal diyorlar. Biz kullanma diyoruz. Bunun çok açık, görünür bir sebebi var. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerimelerden birinde Allah’ın dünyayı insanlara musahhar kıldığına dair bir hüküm var. Allah dünyayı insanlara musahhar kılmıştır. Bunu nasıl tefsir etmeli sorusunun cevabı Türkçedeki ‘kullanma’ kelimesindedir. Allah dünyayı musahhar kıldığı için biz ‘kul’lanıyoruz. Kulluğu üzerimize alıyoruz. Kullanma dediğimiz şey kulluğumuzun şuurunu benimseme ve kulluğumuzun gereğini yerine getirme. Bu dünyada başka hiçbir lisanda bizim ‘kullanma’ diye çocukluğumuzda öğrendiğimiz kelimeye benzer bir yaklaşım yoktur. Kullanma dediğimiz zaman daha çok pejoratif(kötüleyici, yerici) manada kullanırız. ‘O onu kullanıyor’ veya ‘Ben kendimi kimseye kullandırmam!’ Bu güzel bir ifadedir. ‘Ben Allah’tan başkasının kulu olmam’ demektir.”

(İ.M.D. Yedinci Sene-i Devriye Konferansından; 12.Nisan.2014-ANKARA)

13 Ocak 2016 Çarşamba

Müslüman Olmak-Kalmak Senin Kimliğini Netleştirmez. Küfr Hükümranlığı O Halde Dahi Senin Yaptığın Köpekliği Kafi Saymayacaktır; "BUNU O LANETLİ AMERİKAMPUL KAFANA SOK!."


"Biz hâlâ dünyada kâfirlerin mağlup edemediği milletiz. Biz hâlâ dinimizle yaşayan bir milletiz. Bunu inkâr ile bir politika yürütmek sadece ahmaklık değildir, aynı zamanda küfürdür. Biz dinimizle varız. Türk, Müslüman olmadığı zaman Türk değildir. Aslında her Müslüman’ın önünde de Türk olup olmamak tercihi vardır; her Müslüman “Müslümanım ama aynı zamanda da Türk müyüm?” diye düşünmek mecburiyetindedir. Müslüman olmak onun kimliğini netleştirmez. Çünkü bu, Endülüs’te dejenere olmuş bir şeydir. Endülüs’te kâfirlerin ele geçirdiği topraklarda tıpkı bizim zimmilerimiz gibi yaşayan Müslümanlar vardı. Yani, kâfirler kuzeyden Müslümanlar aleyhine gittikçe ilerliyorlardı ve kâfirlerin ele geçirdiği topraklarda bazı Müslümanlar kâfirlere vergi vererek dinlerini koruyorlardı. Bu pislik bugüne kadar gelmiştir. Bugün hâlâ insanlar kâfirlerin hâkim oldukları bir dünyada Müslüman kalınabileceğini sanacak kadar yozlaşmış(münafıklaşmış) durumdadırlar. Kâfirler eğer söz sahibi ise orada Müslümanlık bahis konusu değildir. Bunu dünyaya tescil ettiren Türkler olmuştur ve bu yüzden Osmanlılar diğer gazâ beyliklerini tasfiye ederek bir devlet bütünlüğü elde edebilmişlerdir. Osmanlılar siyasî manevra kabiliyeti olan bir kadroydu. Onlar en iyi gazâ şartlarını yerine getiren unsur olarak kendilerini kabul ettirdiler ve tabi bundan da bir pay aldılar."

İsmet Özel - “YENİ KANA YASA / YENİK ANAYASA” Panelinden;
(10 ekim 2015, Ankara) 

7 Ocak 2016 Perşembe

"Münafık Gıcınlanmasına Kontra;"



"Namert gavur höykürmesi
hacı anan angela merkel.
Bir de bunun finkeli var idi,
hakikaten ne oldu lan
a b de fink atan finkel?
Mevlaya değil,
avroya, dolara açıldı el!
Nedamet getirme;
gelecek isen de
Bize illa ki nasuh tövbesi ile gel!."

(Yaşar Ali - 17 R.Evvel 1437 - Medine-i Münevvere)